
Bugüne kadar kaç tane "ikinci Dünya savaşı" temalı oyun oynadık hatırlayabiliyor musunuz? Sanal dünyada toplamda kaç tane nazinin cansız bedenini yere yatırdık? Kaç ayrı cephede Nazi'lere göğüs gerdik, kaç kere füzelerle Nazi tanklarını yerle bir ettik? Tamam, bir kaç tane tatsız Medal of Honor oyunu dışında hepsi oldukça zevkliydi, buna şüphe yok, her bir Nazinin kafasında kurşunlarımızla delik açarken oldukça keyif aldık. Peki bir an olsun, sanal da olsa "insan öldürdüğümüzü" düşündük mü? Düşünmedik elbette, sonuçta Naziler "mutlak kötü"lerdi. Peki gerçekten, her biri o kadar kötü müydü?
Velvet Assassin, bildiğiniz üzere çok da iyi notlar almış bir oyun değil, hatta oynanış açısından olarak değerlendirirsek kimilerine göre "bozuk" sayılabilecek bir oyun. Bilmeyenler için kısaca anlatayım: Oyunda Violette Summer adında bir ingiliz ajanını oynuyoruz (bu karakter gerçek ingiliz ajanı Violette Szabo'dan esinlenilerek yaratılmış). Oyun boyunca Naziler tarafından işgal edilmiş birçok mekanda geziniyor, görevimizin gerektirdiklerini yerine getiriyoruz. Ancak oyunun çok önemli bir noktası var: Oyundaki bölümlerin büyük çoğunluğu, Violette'in yaralı olduğu hasta yatağında gördüğü rüyalardan oluşuyor ki bence bu çok iyi bir seçim çünkü Nazi'ler tarafından işgal edilmiş sokakları Violette'in bakış açısından görmemizi sağlıyor: Hava ya karanlık ve puslu, ya da vakit "gün batımına yakın" olduğu için etrafa sepya tonlar hakim.
Tamam, bunlar oyunun sanatsal açıdan güzel yönleri ancak Velvet Assassin'in ne kadar farklı bir ikinci dünya savaşı oyunu olduğunu yerde yatan ilk çocuk cesedini gördüğünüz de anlıyorsunuz. İlk başlarda bu cesetleri görmezken, oyunun ilerleyen kısımlarında Nazi subaylarının yahudileri kurşuna dizdirdiği sokaklara girince afallıyorsunuz. Gençler, yaşlılar, çocuklar... Hepsinin cesetleri kurşun ve kan lekeleri ile bezenmiş duvarın önüne yığılmış duruyor, karşılarında ise yaptıklarından gururlu subay zevkle sigarasını tüttürüyor. Ve evet, bu subayları oldukça zevk alarak öldürüyoruz ancak oyunun sizi asıl vurduğu ve hareketlerinizi sorgulamaya ittiği yer kimi askerlerin konuşmaları ve ailelerine gönderecekleri mektuplar oluyor...
Birisi "çok korkuyorum ve bir an önce yanınıza gelmek istiyorum" diyor ailesine. Bir diğeri kendisinin aslında savaştan nefret ettiğini ve zorla getirildiğinden yakınıyor, hatta arkadaşı ona "korkak" diyor bu yüzden. Kimi çikolataya bayılırken, kimisi "siyahın aslında bir renk olmamasına rağmen nasıl herşeyi yuttuğundan ancak buna rağmen nasıl gizlendiğinden" bahsediyor ve resimden anlamayan arkadaşına "ben bir entellektüelim, siz anlamazsınız böyle şeyleri" diye bilmişlik taslıyor.
Kimisi de zevk alıyor insan öldürmekten, yapılanları haklı buluyor. Cayır cayır apartmanlarında yanan yahudileri keyifle izliyor ve gülümsüyor. Kimisi tam bir faşist, bir diğeri "mahkumları salıp onları teker teker avlamaktan" keyif alıyor ve bu olaydan basit bir "spor" gibi bahsediyor.
Görüyorsunuz değil mi, ilk paragrafı okurken ne kadar "merhamet" hissettiyseniz ikinci paragrafta da Nazilere öfkeniz o kadar arttı. Peki doğru olan hangisi? Bunun cevabını bulmak için uzaklara gitmeye gerek yok, etrafınıza bakmanız yeterli. Nasıl etrafınızda hem iyi ve yardımsever insanlar, hem de kötü ve çirkef insanlar varsa Naziler için de aynı durum geçerli. İnsan öldürmekten çok keyif olanlar da olduğu gibi, sadece yanlış zamanda ve yanlış yerde bulunan ve tek istediği sağ salim evine gitmek olanlar da vardı öldürülenler arasında. Naziler birçok oyunda bize Spiderman ya da X-Men'deki "kötü karakterler(evil villain)" tadında aktarıldı ancak ne yazık ki bu oyunların bize empoze ettiği çok yanlış bir düşünce tarzı. Onlar da her ne olursa olsun bir insandı ve dediğim gibi aralarında belki de çok iyi, düşünce olarak bizden hiçbir farkı olmayan, bize benzeyen insanlar da vardı. Kurunun yanında yaş da yandı.
Şunu demiyorum: "Oyunlarda Nazi öldürmeyin, Naziler iyidir." Elbette onlar sadece bir oyun ve gerçekte kimseyi öldürdüğümüz falan yok. O tür oyunlar elbette güzel ve varolmaya devam edecekler ancak arada Velvet Assassin gibi bize savaşın "gerçekliğini" gösterecek "cesur" oyunlara da ihtiyaç var. Artık oyunlar "aman suya sabuna dokunmayalım" anlayışından çıkarılıp, filmler gibi gerçek bir "düşünce yayma aracı" olarak kullanılabilmeli bana kalırsa. Velvet Assassin "oyun olarak" pek başarılı olamasa da oldukça önemli bir adım attı bu konuda. Şimdi sıra diğer oyun yapımcılarında...

