30 Mart 2009 Pazartesi

Alan Wake İle İlgili Yeni ve Sıkıcı Bilgiler Yayınlandı


Yahu bu Alan Wake 2005 yılında duyurulmamış mıydı? Bir iki sene "DX10 desteklicek, süper grafikleri olucak, beş ay sonra çıkacak, ertelendi sonra çıkacak" dendi, daha sonra birçok sitede çıkış tarihi "TBA" oldu ve 2008'in sonuna kadar anlamsızca oyundan haber alamadık. Videoları ya da screenshot'ları geçtim, "oyun hala yapım aşamasında" diye bile tek kelime gelmedi. Daha önce de blogda belirttiğim gibi Alan Wake'in 2006'dan 2008'e kadar olan zaman zarfında rafa kaldırıldığını düşünüyorum açıkçası, bu durumun başka bir açıklaması yok.

Oyunun yapımcısı Remedy en sonunda IGN'e gameplay hakkında iki çift laf etmeye karar vermiş anlaşılan. Bunca yıla rağmen açıklamaları o kadar bulanık ki garip düşüncelere kapılıyorum bu oyun hakkında.

Herşeyden önce oyundaki "ışık" sisteminin çok önemli bir yer kaplayacağını ve dövüşlerde aydınlıkta veya karanlıkta olmamızın çok şey farkettiereceğini söylüyorlar. Remedy'ye göre bu sistem Max Payne'deki bullet-time kadar popüler olabilme potansiyeline sahip (hiç sanmıyorum ama görmeden karar vermemek lazım).

Oyunun bölüm sistemi yeni Alone in the Dark'ta gibi bölümlere ayrılmış ve her bölüm "devam edecek..." tarzında bitecekmiş. Evet, çok önemli ve çok gerekli bir özellik bu, olmazsa olmaz, aman yapın eksiğiniz kalmasın sizin de. Oyuncular yıllardır hep "keşke oyunların bölümleri televizyon dizileri gibi bitse" diyorlardı ya, o yüzden kesinlikle öyle yapmanız lazım.

Oyunda "kabuslar" olsa da yaratıklar falan olmayacak, gayet gerçekçi bir oyun deneyimi hazırlamak istiyormuş Remedy (Jacob's Ladder gibi). Aksiyon olacak ve birşeylerin kafasını patlatacağız elbette ama bunlar "zombi" falan olmayacak. Bakalım, umarım şu klasik "meğersem herşey karakterin psikolojisinde olup bitiyormuş, gerçek değilmiş hiçbirşey" ya da bundan da ucuz "herşey bir tarikatın işiymiş, ya ya" tarzı temalar kullanılmaz. Artık bu temalar cidden sıkmaya başladı beni, özellikle şu tarikat işi. Adam gibi senaryoyu bağlayamadınız mı "aslında herşeyi bu kötü tarikat yapmış, ehe ehe" moduna giriyorsunuz, beni dellendiriyorsunuz. Silent Hill yaptı, güzel de oldu ama herkes beceremiyor bunu, bak Condemned yapmaya çalıştı, rezil oldu. Yapma canım arkadaşım.

Aynı zamanda oyunun dinamik hava sistemi de oyunda önemli bir rol oynayacakmış: Yağmur yağınca arabayı zor kullanacakmışız, sis olunca etrafımızı zor görecekmişiz. E zaten bunlar net ve açık değil mi? Ne diye bunları belirtiyorsunuz ki şimdi sanki birşey açıklamış gibi? Tamam, oyunu ilk açıkladıkları zaman bu "dinamik hava değişimi" olayına "aaa, süpermiş lan" tarzında yaklaşmıştık ama yıl oldu 2009, hala bundan özellik gibi bahsediyorlar. Hey allahım.

Siz de biliyorsunuz ki genelde bir oyun hakkında detaylar saklanırsa o oyuna yapımcılar pek güvenmiyor demek oluyor bu. Bunlar büyük ihtimalle 2005'ten beri sistemi pek geliştiremediler, o yüzden ne yeni video ne de ekran görüntüsü yayınlıyorlar bence. Başka türlü ben hiçbir anlam veremiyorum bu "gizemli gibi" havaya. Zaten oyuna olan ilgimizi uzuuuuun zaman önce kaybettik, hala sanki bütün oyuncular Alan Wake için çıldırıyormuş gibi gıdım gıdım bilgi veriyor adamlar. Ulan bi trailer gösterde tekrar ilgilenelim oyunda "aa negzel yapmışlar" diyelim değil mi? Anlayamadım ben bu işi açıkçası.

Haziran başında düzenlenecek olan E3'te gameplay mekanikleri belli olacak, kaçışları yok artık. İşte o zaman tam anlamıyla ak Alan kara Wake ortaya çıkacak.


Kaynak:
IGN Avustralya

25 Mart 2009 Çarşamba

Günün Konusu: Bi Ara Bi DirectX 10 Vardı, Ne Oldu Ona?



Yahu hani bundan iki-üç sene önce "DIRECTX 10 GELİYOR OYUNLARINIZ ÇALIŞMAYACAK YENİ EKRAN KARTI ALIN" temalı reklamlar görüyorduk, sonra DX10 destekleyen üç-beş oyun çıktı, ondan sonra yalan oldu. Microsoft ve mahdumlarının (ATI, Nvidia, Intel) yaptıkları çığırtkanlık birkaçımıza DX10 destekli ekran kartı aldırttı ama bu kartları da genelde DX9 oyunları oynarken kullandık. Wikipedia'ya göre 2006 yılından bu yana çıkan sadece 25 DirectX 10 destekli oyun var ve bunların büyük çoğunluğu "sudaki baloncukları daha kaliteli yapan" modifikasyonlar, yani detaylara dikkat eden birisi değilseniz oyunu DX9'da mı oynamışsınız, DX10'da mı oynamışsınız hiçbir önemi yok.

Eminim hepinizin aklında şu soru var: NEDEN? DirectX 9 çıktığında bu derece geri plana itilmemişti ve geçiş süreci bu kadar sancılı olmamıştı, şimdi neden böyle oldu? Açıkçası bu konularda uzman olduğumu iddia etmiyorum ancak bana kalırsa bu durumun dört ana sebebi var:

1) DirectX 9'dan Tam Anlamıyla Vazgeçilememesi

Bir oyun motoruna DX10 özellikleri eklemek ile tamamen DX10 için tasarlamak birbirinden çok farklı iki şey bana kalırsa. Yukarıda da bahsettiğim "modifikasyon" mevzusu işte burada devreye giriyor: Hiç kimse Bioshock'un baloncuklarını daha iyi görmek için DX10 ekran kartı almıyor. Dolayısıyla PC kullanıcılarının büyük çoğunluğu hala DX9 kart kullanıyor (herkes oyuncu değil ve firmalar bir oyun tasarlarken bu kitleye de hitap etmek zorunda). Bu durum bir yana, oyuncuların oyun oynamak için kaynakları sonuna kadar çiğneyip tüküren Windows Vista'yı da seçmedikleri bilinen birşey. Bu sebeplerden dolayı tamamen DX10'a özel oyun yapmak inanılmaz derece de büyük bir kullanıcı kitlesi kaybetmek demek. E DX10'a özel motor tasarlanmadığı zaman da sırf "önemsiz detayları güzelleştiriyor" diye Vista işkencesine katlanmak istemiyor hiç kimse.

2) Konsolların DirectX 10 Desteklememesi

İşte PC oyuncularının sırf üç beş kopya daha az satıyor diye katlanmak zorunda kaldıkları işkencenin bir diğer kötü yanı. PS3 ve Xbox 360 DX9 desteklemiyor ve bu konsollardan yapılan portlarda doğal olarak DX10 desteklemiyor (bazen PC kullanıcılarının ilgisini çeksin diye destek ekleniyor ama bunlar sadece motora yapılan küçük modifikasyonlar, Lost Planet'taki ayak izlerinin daha derin görünmesi gibi saçma sapan şeyler). Ne zaman konsollarda DX10 kullanmaya başlar, işte o zaman DX10 destekli oyunlarda inanılmaz bir artış görürüz (ki bu da ancak bir daha ki konsol neslinde olabilir, o da 2011'den önce imkansız gibi birşey).

3) DirectX 9 Hala Oldukça Yeterli

Peki PS3 ya da Xbox 360 oyunlarında "DirectX 10 kullanılmıyor" diye şikayetçi olan birisini gördünüz mü? Hala DirectX 9 kullanılarak "Killzone 2" ya da "Gears of War 2" tarzında oyunlar yapılabiliyor sonuçta. Tamam, "PC altyapısı ile konsol altyapısı çok farklı" şeklinde bir argüman ortaya atabilirsiniz ama Call of Duty 5'in grafiklerine "yetersiz" diyebilecek bir kişi var mıdır acaba? Ayrıca her ne olursa olsun Killzone 2'nin ışıklandırma sistemi DX9'da hala çok fazla hayat olduğunu ve suyunun sıkılması gerektiğini gösteriyor. Gerçekten, DX10'a ihtiyacımız var mı?

4) DAHA FAZLA GRAFİK İSTEMİYORUZ!

İyi de, DX9'un sunduğu grafikler oldukça yeterli değil mi? Ee, tam anlamıyla "sanal gerçekliğe" ulaştığımızda ne olacak ki? Bir oyunun grafikleri gerçek hayatla ya da filmlerle birebir aynı olduğu zaman elimize ne geçecek? Bu grafik olayı gerçekten çok uzamadı mı artık? Tamam, oyunlar film seviyesine ulaştı diyelim: O zaman bir medya olarak "oyun" kavramını film kavramından ayıran şey ne olacak? Ekrandaki kişiyi kontrol edebilmemiz mi?

Size birşey söyliyeyim mi: Bizim ihtiyacımız olan "çiğ grafik" değil, sanatsal yönetim. Left 4 Dead ya da Killzone 2 gibi oyunları oynadıktan sonra Crysis tarzı "grafiğe abanmış" oyunların görsel yönü çok çiğ gelmeye başladı. E ben neden ekranda gerçek hayatta gördüğüm şeylerin birebir aynısını, birebir aynı şekilde görmek isteyeyim ki? Yapımcıların gözünden oyun dünyasını görmemiz gerekmez mi? Tamam bazı oyunlara elbette bu uygulanamaz (örnek vermek gerekirse spor oyunları ya da simulasyonlar olabildiğince gerçekçi olmak zorunda) ama kabul etmeliyiz ki gerçekçi olması gerekmeyen oyunlar bile olabildiğince hayatın kendisine benzeme derdinde. Oysa stilistik grafikler için DX9 hala yeterli, DX10 sadece "gerçekçilik" için gerekli. Görsel olarak gerçek hayatta var olan objeleri olduğu gibi sunan Crysis'in atmosferi mi, yoksa renk yönetimi ve film grain gibi unsurlar sonucunda"sanatsal yönetim"in dibine vurmuş olan Left 4 Dead'in atmosferi mi daha çok aklınızda kaldı?

Evet, sanattan pek anlamayan oyuncular "daha gerçekçi grafikler" diye yerlere yatıyor olabilir ama DirectX 10'un vaat ettiklerine inanılmaz bir rağbet olmaması DX9'un yaratmakta hala gayet yeterli olduğu "stilistik" grafiklerin daha akılda kalıcı olduğunu ve oyuncu için daha zengin ve doyurucu bir deneyim sunduğunu gösteriyor diyebiliriz (en azından ben öyle düşünmek istiyorum, ne var?!).

DirectX 10'un hala uğruna yapılan çığırtkanlık kadar değerinin olmaması bu sebeplerden dolayı bana kalırsa. Ama tahmin ediyorum ki Windows 7'nin de yaygınlaşmasıyla 2010 gibi sadece DX10 için tasarlan ve DX10'un gücünü tam anlamıyla kullanabilen oyunlar çıkmaya başlayacak. Ancak umarım DX10 yüzünden "ruhu olan grafiklerden" taviz verilmez...

21 Mart 2009 Cumartesi

Yapımcılar Sony'nin "Bandwith Ücreti" Almasına Tepkili


Bilmiyorum haberiniz var mı, ancak Sony 1 Ekim 2008'den beri yapımcılardan PSN'den indirilen her demo, arcade oyun veya video başına para almaya başladı. Bu sömürünün adı ise "bandwith ücreti". Elbette çok geçmeden yapımcıların tepkisini görecektik ancak bu kadar hızlı olacağını tahmin etmemiştim. En sonunda konu üzerine konuşmaya karar veren yapımcılar MTV Multiplayer'da yayınlanan bir röportajda bu durumdan ne kadar rahatsız olduklarını dile getirdiler.

Firmalarının ismini vermek istemeyen üç yapımcı konu üzerine şöyle diyor:

"Web'de, Xbox Live'da ya da herhangi bir paylaşma topluluğunda ürünlerimizin dağıtımını bedava yapabilirken Sony'nin böyle bir tavırda bulunması hepimizi Playstation Network'ten soğuttu açıkçası. Sonuçta bandwith için para vermemiz tanıtıma ve dağıtıma ayrılan bütçenin arttırılması anlamına geliyor. Hiç hoş birşey değil bu. Hem de hiç."

Ya, ben artık Sony'ye diyecek hiçbirşey bulamıyorum. Hem konsol yarışında sonuncular ve yapımcı desteğine ihtiyaçları var, hem de konsolun satmasında büyük rol oynayan yapımcıları platformdan uzaklaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Tamam, şu an için PS3 çekici bir platform ancak bu muameleyle değirmenin suyu ne zamana kadar dönecek acaba? Bir noktada yapımcılar mutlaka illallah edecekler, hiç kimse bir diğer platformda bedava yapabileceği birşey için uzun süre para ödemez.

Üstelik Sony'nin download başına aldığı para az buz bir para da değil: 1 GB başına tam 16 cent alıyor. Örnek vermek gerekirse, Resident Evil 5 demosu tam 942 MB. Bu demo 4 milyon kere indirildiğine göre kaba bir hesapla yapımcının Sony'ye sırf demo dağıtımı için verdiği parayı görebiliriz: TAM 640 BİN DOLAR. Şaka gibi değil mi? Diyebilirsiniz ki "bu adamlar milyon dolarlar kazanıyor, 640 bin dolar nedir ki?" İyi de PC'de ve 360 da BEDAVA! Neden yapımcılar Sony'ye bu parayı ödesin ki? PS3'ü alternatifi olmayan vazgeçilemez bir platform falan mı zannediyorlar nedir?

Sony'nin bu duruma cevabı ise beklediğimiz pişkinlikte:

"Sürekli artan kullanıcı kitlemize (O_O) en kaliteli content'i getirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Bu ücret tamamen yapımcılara daha kaliteli bir paylaşım platformu sunabilmek için alınmaktadır. Bu ücretlendirme politikasından herhangi bir değişiklik düşünmüyoruz."

Tabi ki hiç bir hizmetten kaçınmayan ZOMAK sizin için "Sony Decoder"ı açtı, bütün açıklamayı tercüme ettirdi. İşte Sony'nin gerçekte söylemek istedikleri:

"Kötü durumdayız. PS3'ü çok satar zannettik, kendimizi ortamın kralı zannettik ama elimizde konsolumuzla kalakaldık. Başka bir yerlerden para bulmak için çırpınıyoruz. Biz de en başından "Xbox Live paralı, ama PSN parasız olacak" dediğimiz ve sözümüzden dönemediğimiz için kullanıcılar yerine paralı kitle olan yapımcıları sömürmeye karar verdik. DON'T JUDGE ME!"

Sony "kendi elleriyle konsolunun mezarını kazan ilk firma" olarak tarihe geçecek sanırım. Bir-iki ay sonra PSN tam anlamıyla bomboş kalırsa pek şaşırmamak lazım açıkçası. Bu durumda yine olan PS3'sinden demo indiremeyen kullanıcılara olacak elbette...

Kaynak:
Destructoid

15 Mart 2009 Pazar

Capcom RE5 Multiplayer Modlarını Parayla Satıyor (E AMA OHA ARTIK)


Yahu ne zaman bitecek bu oyunların içinde zaten varolması gereken şeyleri parayla satma trendi sorabilir miyim? Bethesda'nın "at zırhı" satmasından sonra bir başladı bu oyuncuları gerizekalı yerine koyma devri, herhalde o zaman hiç DLC yok diye millet aldı bunu, "hah tamam baba, yediler bunu" diyerek verdiler at zırhını, verdiler Chun Li kostümünü be kardeşim! Rockstar'ın GTA 4: Lost and Damned'i 12-15 saatlik içerik ve multiplayer modlar sağlayan mükemmel bir DLC olarak karşımıza çıkınca "hah" demiştim, "bundan sonra belki biraz utanırlar da'DLC' adı altında at zırhı, eşek eğeri satmaya kalkışmazlar". Tabi ki bunun sadece bir hayalden ibaret olduğunu biliyordum da, bu derece bir yüzsüzlük beklememiştim cidden.

En son Capcom'un SF4 için sattığı kostümlerin zaten diskte olduğu anlaşılınca firma ne diyeceğini şaşırmış, burada yazmanın bile gereksiz olduğu klasik yapımcı açıklamalarından birini yapmıştı.
Bundan yaklaşık dört gün önce Resident Evil 4'ün PS3 versiyonunda "Shoot 10 Players in Survival Mode" tarzında Trophy'ler olduğu görülünce oyunun bir Multiplayer modu olacağı ve belirlenen çıkış tarihine yetişmediği için oyuna eklenmediği ve birkaç hafta içinde bedava bir DLC olarak piyasaya sürüleceği düşünldü. Tabi ki oyun basını bu konuda oldukça optimistti: Bir hafta sonra Capcom büyük bir pişkinlikle multiplayer modlarının 5 dolara satılacağını açıkladı.

Diyebilirsiniz ki "5 dolar para mı abi, bence çok normal..." Peki size birşey sorucam: Ne zamandır beri biz oyunların multiplayer kısımlarına para vermeye başladık? Hayır, "harita, oyun modu" nu parayla satmalarını zaten geçtim, ama multiplayer için para ödemek nasıl bir mantıktır? Zaten biz bu oyuna eşek yüküyle para ödemedik mi satın almak için? Hayır, bu sadece bir eleştiri değil, burada çok büyük bir tehlike var arkadaşlar: Eğer bu DLC bir tutarsa, yukarıda verdiğim Bethesda örneğinde olduğu gibi paranın kokusunu alan bütün firmalar Capcom'un peşinden gidecek ve biz ne olduğunu anlamadan satın aldığımız oyunların zaten diskte varolan multiplayer kısımları için para ödemeye başlayacağız!

Bu yüzden çok ama çok rica ediyorum: BU DLC'Yİ NE KADAR MERAK ETSENİZ DE ALMAYIN. Eğer bu DLC yeterli satış rakamı yakalarsa bu bildiğimiz anlamda "oyun satın almak" kavramının sonu olabilir. Kaldı ki durarak ateş ettiğiniz bir oyunun multiplayer'ı ne kadar başarılı olabilir? Tamamen "fanları iyice sağalım" mantığıyla tasarlanmış bir mod gibi geliyor bana. Eğer bu tür şeylere prim vermeye başlarsak bundan bir-iki sene sonra tam 60 dolar ödediğiniz bir oyunda ilk bölümden sonra şöyle bir muameleyle karşılaşacaksınız:

"Level 1 Completed. Please insert 1,99 dollars into your Playstation 4's cash slot to continue. Thank you."


Kaynak:
Kotaku



9 Mart 2009 Pazartesi

Microsoft: "Tek Kırmızı Işık Garantiye Dahil Değil"


Tabi ki bu haberin bizim ülkemizle hiçbir ilgisi yok zira Türkiye'de oturan bir Xbox 360 sahibiyseniz ve konsolunuz bir/iki/üç kırmızı ışık verirse güvenebileceğiniz tek yer aleti satın aldığınız anonim konsol dükkanı (ki zaten paralı, ertesi gün bozulsa bile parasını alıyorlar genelde). Ha bu bilgiyi size neden mi veriyorum? Olur da bir gün Microsoft Türkiye isimli firma Xbox 360'ın Türkiye çıkışını hiç durmadan ertelemeyi bırakıp cesaretini toplayıp aleti resmi olarak ülkeye getirirse nasıl bir muameleye maruz kalacağınızı anlatmak için.

The Consumerist adlı Amerikan tüketici blogunda bir kullanıcının anlattığına göre bu kişi kendine bundan tam bir sene önce bir Xbox 360 almış ve alet yaklaşık bir hafta önce tek kırmızı ışık vererek hayatını sonlandırmış. Bunun üzerine "nasıl olsa genişletilmiş garanti satın almıştım, sorun olmaz" diyerek (genişletilmiş garanti parayla satılıyor ve bir sene daha üç kırmızı ışığınızı bedava tamir ettirmenize yarıyor- nasıl dolandırıcılık ama?) Microsoft teknik servisini aramış. Sorununu anlatmış, onlar da sormuşlar: "Üç kırmızı ışık mı yanıyor?" İşte orada hayatının hatasını yaparak "hayır tek kırmızı ışık" demiş. Ve şu cevabı almış: "Tek kırmızı ışık problemini ne yazık ki garanti karşılamıyor. Garanti sadece üç kırmızı ışık için geçerli. Tek kırmızı ışık probleminin tamir ücreti 99 dolar."

Microsoft burada şunu demek istiyor arkadaşlar:

"Genişletilmiş garanti için para ödemiş olabilirsin ama bu beni ilgilendirmez. Orada yazan antlaşmaya göre sadece "üç kırmızı ışık" problemini tamir ediyoruz. Antlaşmayı yeni üretim Xbox 360'larda "tek ışık" ya da "iki ışık" problemi baş gösterirse diye bu şekilde tasarladık, böylece hem "genişletilmiş garanti" için paranızı alıcaz, sonra "hayır, tek kırmızı ışık problemine para ödemek zorundasınız" diyerek tekrar 99 dolar alıcaz. Böylece sizin cüzdanınız sırf normal bir şekilde oyun oynamak istiyorsunuz diye boşalırken biz de tıpkı Varyemez Amca gibi para dolu havuzumuzda yüzüyor olacağız. Sizin gibi iğrenç tüketiciler anca böyle sağılmayı hakediyor.

Geçen birisi aradı, "tamir edemeyiz" diyince sinirlendi, kapatırken de diğerleri gibi "müşteri memnuniyeti" falan dedi ama... Aman canıııım, hepsi aynı şeyi söylüyor zaten. Anlamını da bilmiyorum, muhtemelen saçma birşeydir. Zaman zaman sağarken huylanıyorlar böyle, alttan almak lazım."

Kutlarım seni Microsoft. Her geçen gün PR dalında güvenilirliğini yitiriyorsun ve insanların senin için ne kadar değersiz olduğunu tekrar tekrar gösteriyorsun bizlere. Hem kendi problemin olan birşeyi tamir etmek için kullanıcılarından "genişletilmiş garanti" adı altında para al, hem de ekstra para aldığın şeyi yapmaktan aciz ol ve saçma sapan bahaneler üret. Bravo, sana da bu yakışır işte.

Yani resmi teknik servis Türkiye'de yok diye çok da üzülmeyin arkadaşlar. Müşterilerine olan tavırlarına bakılırsa çok da birşey kaybetmiyoruz. Zaten Amerika gibi "tüketici her zaman haklıdır" denen bir ülkede bile durum böyleyse, bir de bu teknik servisi aynısını Türkiye'de düşünün...

Ahmet: "İyi günler, benim Xbox 360'ım üç kırmızı ışık verdi de..."

Poğaça yiyen, Xbox 360'ın X'inden anlamayan Melahat Teyze: "Link ışığı yanıyor mu?"

Ahmet: ?!??!?

Kaynak:
Destructoid

Not: Arkadaşlar onbeş tatilden döndüğümden beri inanılmaz yoğunum. O yüzden bir aydır sürekli "günlük güncellemeler başladı başlayacak" diyorum ama hergün daha önemli birşey çıkıyor. Üzerimden yükü attığım zaman hergün güncellemeye başlayacağım bloğu (Nisan başlarına doğru diye tahmin ediyorum). Bloğa hergün hevesle girip haber göremeyenlerden özür dilerim...

5 Mart 2009 Perşembe

EA: Dead Space ve Mirror's Edge Satış Rakamlarına Rağmen Başarılıydı


Farkında mısınız bilmiyorum ama EA çok değişmeye başladı. Önceden sürekli FIFA, NBA, NFL gibi sürekli çuvalla para getiren oyunlar çıkarmak üzerine dönen politikaları resmen mutasyona uğradı. Son olarak EA Europe'un VP'ı Patrick Soderlund'ın Gamasutraya verdiği bir röportajda "yeni IP'lerimiz çok para getirmese bile arkalarındayız" açıklaması gerçekten artık para kovası serilerden elde ettikleri geliri satıp satmayacağı yüzde yüz olmayan yeni IP'lere yatırarak oyuncuya ve oyun kültürünü geliştirmeye yönelik adımlar atan bir firma olduğunu kanıtladılar. Gerçi belki de bunca senenin günahını çıkartıyorlardır, hiçbir fikrim yok açıkçası.

"Her ikisi de yeni IP ve sonuçta yeni IP'lerle inanılmaz yüksek satış rakamları yakalamak oldukça zor, özellikle "2008'in üçüncü çeyreği" penceresinden bakarsak o dönem piyasaya Gears of War 2, Call of Duty 5 gibi birçok güçlü ve üzerinde 3, 4, 5 yazan oyunlar çıktı. Aslında zamanlamayı daha iyi tutturabilseydik belki daha iyi satış oranları yakalayabilirdik. Mirror's Edge konusuna gelirsek: Mükemmel miydi? Kesinlikle hayır. Serinin diğer oyunlarında düzelteceğimiz sorunlar var mı? Evet. Peki iyi bir deneme miydi? Kesinlikle! İşte ben bu olaya böyle bakıyorum."

Birgün bunu diyeceğim aklıma gelmezdi, ama bravo EA. Özellikle Soderlund gibi vizyonu geniş, oyuncunun kalbini kazanmanın para kazanmakla aynı şey olmadığını ve çok daha değerli olduğunu anlamış yöneticiler sayesinde oyun sektörünü geliştirme yönünde çok büyük adımlar atıyorlar.

Son üç-dört yıldır sektördeki değişmeleri farkediyor musunuz? Önceden oyuncuyu zerre düşünmeden her sene sırf para için birbirinin aynısı oyunlar çıkaran EA şu anda oyuncuları her açıdan kendine çekerken, bir dönemin "user base" manyağı ve kullanıcılar ne derse yapan Nintendo tam anlamıyla "paraya ruhunu satmış durumda." Bütün bu gelişmelerin ardından bir on sene sonra neler olacağını tahmin etmek gerçekten imkansız gibi birşey. Herhalde Gameboy zamanında hiçkimse Nintendo'nun bir gün para delisi olacağını hiç kimse tahmin edemezdi, bir zamanlar o kadar kullanıcılarına bağlı bir firmaydı ki... Bütün user base'ini yiyip bitirene kadar.

Aynı şey Lucas Arts için de geçerli. Sırf lore'da God of War gibi bir karakter yaratmak ve üç kuruş para kazanmak için resmen Force ile dalga geçen, bütün evrenin içine eden, Stormtrooper'ların ve AT&ST'lerin Force kullandığı "Force Unleashed"i çıkardı ve oyuncuların gözünde bayağı bir değer kaybetti. Tamam, Lucas daha önceden para kazanmak için buna benzer şeyler yapmıştı ama hiçbirinde kendilerinin yarattığı bir evrene bu derece saygısızlık etmemişlerdi. Gerçekten yazık, para kazanma hırsı evrenlerinin kurallarını tamamen aşan ve evrenin bütün mantığını yerle bir eden bir oyun bile çıkarttırıyor insanlara demek ki.

Neyse, Lucas'ı, Nintendo'yu geçelim de iyi habere geri dönelim: görünüşe göre "oyuncunun yanında" olan firmalara Valve'dan sonra EA'de eklendi. Umarım bu yöndeki adımlarını istikrarlı bir şekilde devam ettirirler ve "çok para kaybettik" diye bu plandan kısa vadede vazgeçmezler.

Bir de oyunların DLC'lerini Valve gibi bedava yapsalar harika olur cidden. Neyse, bir an düşündüm de, şansımızı çok zorlamayalım aslında, bu kadarı bile çok iyi :)

Kaynak:
Destructoid


Not: Aslında bu 5 Mart'ın yazısıydı ama geceyi geçtiği için vakit 6 Mart'ın oldu. Kısmet işte.

3 Mart 2009 Salı

Günün Konusu: Zor Dediğiniz Oyunlar Gerçekten "Zor" Mu?


Hatırlar mısınız bilmem, bir zamanlar oyunların gerçekten zor olduğu bir dönem vardı. Prince of Persia'da 60 dakika içinde oyunu geçemediğiniz taktirde oyunun bittiği, Doom'da son bölümlere doğru altı tane Hellknight'la karşılaşmamız ve deli gibi taktik yapmak zorunda kaldığımız, Duke Nukem 3D'de, Hard'ı geçtim, normal modda oyunu bitirmek için sırtımızdan ter akıttığımız bir dönemdi. Gerçekten zordu bu oyunlar, buna bir lafım yok. Sadece Prince of Persia hiçbir zaman sırf oyunda yanlış bir yere bastınız diye "artık 5 dakikan kaldı, yandın" demedi, Doom hiçbir zaman sırf ölmedik diye üzerimize fazladan yaratık göndermedi veya Duke Nukem 3D'de hiçbir yerde asla göremeyeceğimiz mayınlar yoktu. Bu oyunlar "zordu", ama belli kurallar çerçevesinde oyuncuyu zorlarlardı.

Bütün bunları neden mi anlatıyorum?

Şimdi herkesin "çok zor, hayatta geçemezsin, kesin öldün, çok yetenek gerekli" dediği Call of Duty 4 - Veteran moduna bakalım bir de: Bölüme başlıyorsunuz, başlar başlamaz ekranınız kıpkırmızı oluyor kurşun yemekten. Burada garip birşey yok, en zor mod sonuçta. Hemen en yakın sipere koşuyorsunuz, bomba göstergesi çıkıyor ekranda, hem de dibinizde! "Lan, BOMBA!" diyip başka sipere doğru koşmaya başlıyorsunuz, arada vuruluyorsunuz tabi ki, sipere tam kafanızı sokuyorsunuz, tekrar bomba göstergesi çıkıyor, hem de bu sefer üç tane bomba! Başka sipere koşup, bomba gelene kadar ateş edip bomba gelince başka sipere koşmak ve bu işlemi tekrar etmek, bu gerçekten "zorluk" mu? Bir kere bunun neresinde taktik uygulayabilirsiniz, nerede "dikkatli" davranabilirsiniz, "ölmemenizin" hiçbir yolu yok ki? Sürekli ama sürekli yüzlerce bomba yağıyor, e zaten siperden sipere koşarken zaten vuruluyorsunuz, tam bir gıdım canınızla bir yere yatıyorsunuz üç tane daha bomba geliyor, NE YAPABİLİRSİNİZ Kİ? ÜÇ TANE DAHA! Zaten deği bir bombayla, bir kurşunla ölecekken yüzbinlerce bomba yağdırmasının anlamı nedir oyunun? Üstelik bomba sayısı düşman sayısını kat be kat geçiyor, yani her düşmanda 8-9 tane bomba var öyle mi? Ayrıca nedense hiçbirini bomba atarken görmüyoruz, bomba atsalar belki o sırada vuracağız, ama bombalar mütemadiyen havadan yağıyor, bir kaynaktan gelmiyor ki?

Ben size birşey söyliyeyim mi? BU UCUZLUKTUR VE HİLECİLİKTİR. PROGRAMLAMA TEMBELLİĞİDİR. Kullanıcıya "oturup adam gibi "hard mode" yapamadık, bununla yetineceksiniz" demekten başka birşey değildir. Bir kere adil değildir, ZOR FALAN HİÇ DEĞİLDİR. Bu oyunlarda sürekli ölüyorsanız suçu kendinizde aramayın. Suç oyuna adam gibi zorluk seviyesi eklemeyen yapımcılarda. Bu kadar basit.

"Peki Shark, adam gibi zorluk seviyesi nedir abi?" diyeceksiniz, biliyorum. Bu aralar 2006 yılında çıkmış "Resistance: Fall of Man"i oynuyorum. Oyun COD 4 ile KARŞILAŞTIRILAMAZ, COD 4 çok çok daha iyi. Ama oyunun COD 4'den ve birçok shooter'dan çok daha iyi yaptığı birşey var: Zorluk seviyesine göre düşman sayısını/tipini değiştirmesi. Bu şekilde daha alt zorluk seviyelerinde daha az taktik yapmak zorunda kalırken, Hard mod'da çok daaha dikkatli oynamak gerekiyor. E zaten "Hard mode" kavramının mantığı bu değil midir? Hard Mode "asla kurtulamayacağınız bir bomba yağmurunun altında kalmak" değildir ki? Oyuncuyu daha dikkatli oynamaya ve taktik yapmaya zorlamaktır. 3 saniyede bir ölmesini garantilemek değildir. Bu tip oyun, "hileci" oyundur.

Böyle ucuz yöntemlere başvuran yalnızca COD 4 değil elbette. COD bir örnek sadece. Siz sadece yakın dövüş yapabilirken sürekli üzerinize oklar yağdıran düşmanlar gönderen Ninja Gaiden 2 veya oyuncunun sağlığını azaltmak yerine düşmanın sağlığını arttıran, böylece hem vuruş hissinin canına okuyan hem de üzerine üç şarjör boşaltmanıza, üstelik kafadan vurmanıza rağmen ölmeyen düşmanlar yüzünden sinirlenmenize yol açan Half Life 2 (kendinizi kurşun yerine plastik top atıyormuş gibi hissediyorsunuz. E zaten FPS oyunlarının amacı sizi kahraman gibi hissettirmek değil mi? Ne ki bu şimdi? Yine programcı tembelliği, minimum eforla Hard mode tasarlamaya çalışmışlar) bu duruma örnek oyunlar.

Bunu yazmama asıl sebep olan ne Resistance ne COD4 oldu. Bugün Killzone 2 elime ulaştı ve "Hard" seviyesinin "düşmanların sağlığını yükselt, oyuncunun sağlığını düşür" mantığında olduğunu gördüm. Hadi şimdi headshot atılıyor ve "vuruş hissi" hissedilebiliyor, ama en üst zorluk seviyesinde "güçlü olma" hissinin tamamen kaybolacağını düşünüyorum. Düşmanın 10 saatte, oyuncunun ise 3 saniyede ölmesinin eğlenceli yanı nedir acaba sorabilir miyim? Kendimizi "güçsüz" hissetmenin bizi eğlendirdiğini düşünüyorsanız FPS'lerin Almanca ismi çok şey anlatıyor bence size: "Ego-Shooter."

Günümüz oyun yapımcıları normal zorluk seviyesini "çok kolay zorluk seviyesi" olarak algıladıkları gibi, "zor"u da "oyunun oyuncuyu alt etmek için hile yapması" olarak algılıyorlar sanırım. Resistance: Fall of Man'in diğer yanları gayet vasat olmasına rağmen sırf bunu doğru tutturduklar için Insomniac'ı tebrik ediyorum, zor kavramının gerçekte ne olduğunu bize hatırlattıkları için.

Bu zorluk seviyelerinden keyif alıyor musunuz? "Zorluk" konsepti sizce nasıl olmalı? Günümüzdeki "zorluk" anlayışı ne kadar doğru? Lütfen bu konuyla ilgili fikirlerinizi bana yazın zira diğer oyuncuların benimle aynı rahatsızlığı paylaşıp paylaşmadıklarını merak ediyorum.

Not: Bu hafta üç gün boyunca hiçbirşey yazamadım zira daha önceden hiç olmayan birşey başıma geldi: Haber kıtlığı. Üç gündür paso çöp haberler var ve adam gibi haber bulamadım, dolayısıyla bu hafta böyle oldu.