25 Ağustos 2009 Salı

Sony, PS3 Slim'le Birlikte "Yine" Para Kaybediyor


Yahu herhangi birisi Sony'nin ne yapmaya çalıştığını anlayabiliyor mu allahaşkına? PS3 Slim henüz bir söylentiyken "yok canım, daha bu aletin çok yolu var, sahtedir kesin" diye düşünmüştüm zira Sony'nin bu derece bir aptallık yapacağına ihtimal veremiyordum bir türlü. E daha PS3 satışlarından bile yeni yeni kar etmeye başlamışlardı ne de olsa, herşeyden önce zararlarını kapatmaları gerekiyordu. Ancak birkaç gün önce kötü haber geldi: PS3 Slim gerçekti ve birkaç ay sonra raflarda yerini alacaktı. Bunu gördüğüm anda Sony'den umudumu tam anlamıyla kestim diyebilirim çünkü bu yeni donanımın satışından zarar ettiklerini adım gibi biliyordum. En sonunda beklediğim haberi bugün Kotaku'da gezinirken gördüm.

Kaz Hirai isimli, bizim dünyamızda değil, PS3'ün çok iyi sattığı bir paralel evrende yaşayan vatandaş, "PS3 Slim'den zarar edecek misiniz" sorusuna "bambaşkaymışsın" dedirten, oldukça ilginç bir cevap yumurtlamış:

"Eğer yalnızca donanımdan bahsediyorsanız, cevap evet. Biliyorum, bu cevap başlık olarak oldukça uygun ancak işler o kadar basit değil. Sonuçta bu işin içinde yazılım ve ek donanımlar da var. "

Anladık, ellerine biraz para geçmiş, onu da komple PS3 Slim'e yatırıyorlar. Hayır, benim merak ettiğim, ne gerek vardı? NEDEN? Yani PS3 Slim'in amacı ne? Ben size söyleyeyim, konsolun kötü imajını tazelemek, yani PS3'e bir reset atmak, insanların gözünde yeni bir PS3 imajı uyandırmak. Ancak yine diyorum, ne gerek vardı ki. Zaten seneye God of War 3'ten Uncharted 2'ye birçok exclusive çıkıyor, onlar aleti sattırmaya yeterli olmayacak mıydı? Hayır, sonuçta içi aynı olduğu sürece, aynı oyunları çalıştırdığı sürece istediğikleri kadar resetlesinler, isterlerse bir sene sonra başka bir logo ve dış kapakla bir PS3 Slimmer çıkarsınlar, yazılım alanında kendilerini geliştirmedikleri sürece PS3 "inferior konsol" olarak kalmaya mahkum olacak ne yazık ki.

Ha şu da var, PS3 hiçbir zaman yazılım alanında başarılı bir konsol olamadı ki zaten. Örnek vermek gerekirse, Infamous, bir Playstation 3 exclusive'i ancak iyi ile vasat arasındaki çizgide bir oyun olarak kaldı. Şu anda Metal Gear Solid 4 dışında herhangi birine PS3 aldıracak bir oyun bilmiyorum açıkçası (Killzone 2 demeyin lütfen, KZ2 için PS3 alacaksanız size hiçbirşey demiyorum). DLC konusunda da Xbox tahtında oturuyor, multiplatform oyun satışları konusunda ise 360'ın üstünlüğü tartışılamaz bile. E hangi yazılımdan bahsediyor acaba sayın Hirai, gerçekten merak ediyorum.

Sony'nin izlediği bu yeni strateji umarım başarılı olur, aksi taktirde daha fazla para kaybetmeleri Playstation isminin sonu olabilir.

Kaynak:
Kotaku

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Valve, Team Fortress 2'nin Xbox 360 Versiyonunu "Dışlamayı" Sürdürüyor



Tamam, biliyorum. Son güncellemeden bu yana bir ayı geçti ancak hala buradayım, merak etmeyin. Dolayısıyla Z.O.M.A.K. -en azından ben aksini söyleyene kadar- düzenli güncellenen bir blog olma iddiasında değil artık, muhtemelen uzun bir süre de böyle olacak. Ha, ne zaman yine daha rahat vakit ayırabilir kıvama geleceğim, o zaman günlük olmasa bile 3-4 günde bir güncellemeye başlayacağım tekrar arkadaşlar.

Team Fortress 2 PC'ye çıktığından bu yana ne kadar çok güncellendi değil mi? Unlockable'lar, yeni haritalar, achievement'lar, yeni oyun modları... Hatta bana kalırsa güncelleme konusunda en başarılı PC aksiyon oyunu oldu Team Fortress 2. E sonuçta Valve -Left for Dead mevzusu hariç- hiçbir zaman kitlesinin yüzünü kara çıkartan bir ekip olmadı ve milyonlarca PC kullanıcısının sevgisini kazandılar bu sayede.

Ancak ortada -bana kalırsa- Valve açısından oldukça yüz kızartıcı bir durum var ki o da Team Fortress 2'nin Xbox 360 versiyonunun çıktığından beri NEREDEYSE HİÇ güncellenmemesi. Evet arkadaşlar, yanlış okumadınız: Xbox 360 kullanıcıları hala Nisan 2007'de çıkan oyunu oynuyorlar. Ne yeni oyun modları, ne unlockable'lar, ne achievement'lar, açıkçası geçen sene ve bu sene çıkan hiçbir güncelleme yok Xbox 360 versiyonunda.

Peki nedir bu durumun sebebi? Niye böyle bir tutum izliyor Valve? Bana kalırsa bunun iki ana sebebi var: Birincisi ve en önemlisi, Valve'ın konsol piyasasına alışmamış bir firma olması ve TF2 ve L4D'i konsola çıkarmalarının tek sebebinin konsol piyasasından da bir pay koparmaya çalışmaları. Dolayısıyla PC'ye gösterdikleri özenin aynısını konsol versiyonuna da göstermemelerini bu şekilde açıklayabiliriz ancak bu şekilde açıklamak Valve'a biraz haksızlık olur: Xbox 360 oyunlarını güncellemek, Microsoft'tan Quality Approval gerektirdiği için oldukça sancılı bir süreç, dolayısıyla Valve çıkacak bütün güncellemeleri PC'ye çıkarıp, güncellemeler tamamlandıktan sonra hepsini yalnızca bir kere gerekli prosedürlerden geçirerek Xbox 360 versiyonunu güncellemek istiyor ancak bana kalırsa işlemler ne kadar sancılı olursa olsun PC kullanıcılarıyla aynı ücreti, hatta daha fazlasını veren Xbox 360 kullanıcıları bu üvey evlat muamelesini haketmiyor.

Bu durum Valve'ın endüstrideki imajını zedelemekle kalmıyor, aynı zamanda firmayla yeni tanışan konsol kullanıcısının gözünde oldukça yanlış bir imaj oluşmasına sebebiyet veriyor. Bana kalırsa Valve henüz konsol piyasasına adım atmaya hazır olmayan bir firma, Left 4 Dead'de yaşanan lag problemleri ve TF2'nin bir türlü güncellenememesi bu durumun en net kanıtı.

Kaynak:
Kotaku

18 Haziran 2009 Perşembe

Günün Konusu: "Duke Nukem Forever İptal Oldu, Yazık Oldu." Hadi Ya?


Yahu o kadar yerde görüyorum ki bu olayı, artık ciddi ciddi bu konu hakkında yazmak şart oldu. Benim anketimde de "yazık oldu" seçeneğini işaretleyenler diğer seçenekleri işaretleyenlerden daha çok, yapımcıların bir kısmı da "çok üzüldük, haberi alınca ağladık" diyorlar ama ben bir türlü anlayamıyorum: Neden üzülüyorsunuz ki?

Şimdi şunu hayal edin: Bir tane adam var ve bu adam 9-5 işine gitmek zorunda. Ancak bunun yerine tam dört sene boyunca adam işe 10'da geliyor ve patrondan 4'te çıkmak için izin istiyor (bu da nasıl patronsa artık). En sonunda öyle bir an geliyor ki patron adamı işten atıyor ve herkes adama "vah vah, yazık, işini kaybetmiş öyle mi, iş sektörü işte böyle acımasız şekerim" diyor.

Yahu ne "vah vah"ı, ADAMLAR ÇALIŞMADI KARDEŞİM! YAPMALARI GEREKEN İŞİ YAPMADILAR! Bunu anlamak bu kadar zor mu gerçekten yahu? Bir oyunun yapımı 12 sene sürer mi arkadaşlar, bu işte bir gariplik yok mu? On bin tane grafik motoruyla 3500 tane build tasarladılar ancak işlerini bitirmeleri gereken zamanda bitirmedikleri için ellerindeki motorun zamanı geçti, yeni bir motor çıktı, ellerindeki oyun outdated olunca tekrar başladılar ve en sonunda başka hiçbir gelir kaynakları olmadığı için ellerindeki para bitti. Ne bekliyordunuz ki yahu? 3D Realms Duke Nukem Forever'ın yapım süresi boyunca başka kaç oyunu "imal" etti (sadece Max Payne ve Max Payne 2'ye "yardım etti" bildiğim kadarıyla, o kadar)? Size söyleyeyim: Sıfır. 0. Zero. Nada. Nothing. E İFLAS ETMELERİ ÇOK AMA ÇOK DOĞAL DEĞİL Mİ?

Size birşey söyleyeyim mi: İyi ki de iflas ettiler. İyi ki bu firma başarılı bir oyun çıkararak diğer firmalara kötü örnek olmadı. Her ne kadar oyunun son halini beğensem de, iyi ki Duke Nukem Forever çıkmadı arkadaşlar. Sizi bilemem ama ben oyunlarımın duyuruldukları andan itibaren EN GEÇ, o da büyük bir projeyse 4-5 sene sonra elimde olmasını istiyorum arkadaşlar. Kusura bakmayın, 3D Realms fazlasıyla iflası haketti. Budur.

Not: Arkadaşlar, "yazın boş olucam" demiştim ama beklemediğim sebeplerden dolayı hiçbir yaz olmadığım kadar doluyum ne yazık ki. 7-15 günden bir ancak güncelleme girebileceğim bu yaz. Kusura bakmayın :(

Not 2: Z.O.M.A.K. E3 Özel 3. Gün ve 4. Gün'e ne oldu?
O günlerde kayda değer birşey açıklanmadı.

2 Haziran 2009 Salı

Z.O.M.A.K. E3 ÖZEL: İkinci Gün

Açıkçası bugün çok daha fazla şey açıklanmasını bekliyordum ancak gördüğünüz gibi bugün E3'te pek önemli bir şey olmamış. Yine de sırf "ikinci gün eksik kalmasın" diye kendime bir iki haber ayıkladım. Hemen başlayalım efenim:

Sony Motion Controller 2010'Da Piyasaya Çıkıyor



İşte günün en güzel haberi. Şunu okuyunca o kadar mutlu oldum ki inanamazsınız. Bulutları kucakladım, yıldızlarla dansettim. O derece.

Zaten uzun zamandır "Sony'de motion controller çıkartacakmış" diye bir söylenti dolaşıyordu ortalıkta, böylece doğrulanmış oldu, tam olduk. Sony'de eksik kalmadı diğerlerinden. Teknik detaylara girersek, işte "şimdiye kadar görmediğimiz kadar gerçekçi bir oyun deneyimi olacak"mış, "hareketlerimizi birebir algılayacak"mış bir kılıç oyunu, bir TPS tarzında oynana tank oyunu ve bir tenis oyunu ve bir de ok atma oyunu ile aleti tanıtmışlar. Alet Eyetoy ile birlikte çalışıyormuş, 2010 da çıkacakmış... Off, sıkıldım ya. Az çok ne olduğunu anladınız işte. Geçelim, artık baydı beni böyle projeler. Project Natal zaten bu konuda rakiplerinin çok çok ilerisinde, sanmıyorum o proje gerçek olduktan sonra Sony'nin böyle bir aleti satabileceğini. O yüzden çok da üzerinde konuşmaya değer birşey olduğunu düşünmüyorum.

Kaynak:
Joystiq

Agent: Rockstar Tarafından Hazırlanan Yeni Bir PS3 Exclusive'i




"Bir Playstation 3 Edinmek İçin Beş Sebep" listesinin son dört maddesini bilemiyorum ancak ilk madde benim için kesinlikle "exclusive"ler oldu: Litte Big Planet, Metal Gear Solid 4, Uncharted, Resistance... Playstation 3'ün Xbox 360'a göre çok daha fazla exclusive'i var ve sırf bu exclusive'ler için bu sene Wii'mi satıp bir PS3 aldım. Görünüşe bakılırsa ileride PS3 edinmemiz için bir sebep daha olacak: Agent.

Agent hakkında Rockstar tarafından yapıldığı ve bir PS3 exclusive'i olduğu dışında HİÇBİR BİLGİ YOK. Ancak Rockstar'ın geçmişte ne gibi mucizeler yarattığını ve dünya üzerinde Uğur Yurtsever dışında GTA 4'ü beğenmeyen insan olmadığını düşünürsek oyunun yardırıcı olacağını söylemek için çıkmasını beklemeye gerek yok. Budur.

Kaynak:
Joystiq

ICO Trilogy'nin Son Oyunu Duyuruldu: The Last Guardian




Bir süredir "ICO'nun devam oyunu gelecek" deniyordu, en sonunda "OYUNLARDA SANAT YÖNETİMİ İSTİYORUUUZ" diye bağıran bir takım oyuncuların (bakınız, ben) rüyası gerçekleşti. Üçlemenin son oyununun adı "The Last Guardian." Oyun, muhtemelen Team ICO'nun da son oyunu olacak, yani Kojimamsı "ehehe, son dediydim ama son değildi" tarzı sululuklar olamayacak bu sefer (ha, bu durumdan şikayetçi misin dersen, değilim ama bu ayrı bi konu).

Şimdiye kadar verilen bütün bilgi bu kadar, ne bir çıkış tarihi açıklandı ne de yukarıdaki resimden başka herhangi bir materyal gösterildi. Ne diyelim, sabırsızlıkla bekliyoruz efenim.

Kaynak:
Oyungezer

Modern Warfare 2 Gameplay Videosu Yayınlandı




Tamam, bunun için çok fazla şey söylemeye ya da anlatmaya gerek yok, kaynakta verdiğim linke tıklayıp videoyu izleyin ve kendi kararınızı verin. Birkaç sahne dışında bildiğimiz Call of Duty yani. Ha "bildiğimiz Call of Duty" (özellikle Modern Warfare) eşittir "İMBA GAMEPLAY", orası ayrı.

Kaynak:
Destructoid

PSP İçin Resident Evil Portable ve Metal Gear Solid: Peace Walker Açıklandı




O değil de, PSP'ye harbi nur yağıyor bu aralar. Önce Little Big Planet'ın PSP özel versiyonunun çıkacağı açıklandı, hemen arkasından onu Assassin's Creed takip etti. Şimdi ise bir değil, iki bomba oyun birden geliyor. PSP kullanıcılarının "isyanım Sony'ye" şeklindeki söylemlerini birileri duymaya başladı galiba.

Söylendiği üzere Resident Evil Portable "PSP için tasarlanmış TAMAMEN yeni bir oyun" olacak. Şimdilik oyun hakkındaki bütün bilgi bu (bir de resimden yola çıkarak RE4 ve RE5'den sonra değil de "Racoon City" döneminde geçeceği spekülasyonunu yapabiliriz).

Metal Gear Solid: Peace Walker hakkında Resident Evil Portable'a göre daha çok detay açıklandı. Herşeyden önce korkmayın: oyun Metal Gear Solid: Portable Ops'un devam oyunu olacak, Metal Gear Acid gibi "yan hikaye" falan olmayacak. Senaryo direk Hideo Kojima tarafından hazırlanıyor ve ilk oyunda olduğu gibi Outer Heaven'in kuruluşunun arkaplanını anlatmaya devam edecek. Ana karakter olarak ise Sunny'yi oynacağız (ahaha, yok yok, ana karakter yine Big Boss olacak). Sizi bilemiyorum ancak E3'ün en heyecan verici haberlerinden birisi oldu bu benim için.

Kaynaklar:
Joystiq - Resident Evil Portable, Metal Gear Solid: Peace Walker

Evet, bugünlük de bu kadar. Yarın ne yapıyoruz? Z.O.M.A.K.'a göz atıyoruz, atmayanı bizzat dövüyoruz.

1 Haziran 2009 Pazartesi

Z.O.M.A.K. E3 ÖZEL: İlk Gün

"Shark nasıl olsa artık blogla eskisi kadar ilgilenmiyor, E3'le ilgili de birşey yapmaz herhalde" diye mi düşünmüştünüz yoksa? Yok, daha henüz o raddeye gelmedim merak etmeyin :) Bugünden itibaren gün gün E3'de yapılan açıklamaların kısa kısa özetini geçeceğim, böylece dakika dakika takip eden okurlarım bugün içerisinde olan olayları kısaca hatırlarken, takip etmeyenler ise öğrenmiş olacaklar. E hadi, başlayalım madem:

Microsoft Project Natal'ı Tanıttı



Aslında Project Natal, uzun zamandır etrafta dönen "Microsoft bir alet yapmış, kontrol cihazı olmadan oynanıyormuş, Wii'yi ikiye katlayıp ona bölecekmiş" spekülasyonunun yetkili ağızlar tarafından onaylanmış halinden başka birşey değil. Microsoft'un "You Are The Controller" sloganıyla tanıttığı alet salonda büyük bir ilgi görmüş ve OnLive'ın yaratacağı hype'ı yaratma görevini üstlenmiş. Aynı zamanda aletin neler yapabildiği küçük bir demo ile konferansı izleyenlere gösterilmiş: Bunlardan "Paint Party" isimli oyunda (evet, aletle tanıtılan oyunun isminden aletin casual kitleye hitap ettiği ve Microsoft'un aleti "casual pastasından bende bir dilim alayım hacı" amacıyla hazırladığı anlaşıldı) aleti tanıtan arkadaş sadece yüz mimiklerini ve vücudunu oynatarak ekranda birşeyler boyamış. Falan ve filan...

Hardcore oyuncu arkadaşlarım, burada bizim için heyecanlanıcak birşey yok. Açıkçası ben her ne olursa olsun hala oyunlarımı kontrolörle oynamayı tercih ediyorum. Wii'nin kontrolörü olsa ne olur olmasa ne olur... Geçelim (ha Milo olayı hakikaten sağlammış açıkçası, bu da bir gerçek).

Kaynak:
Destructoid

Left 4 Dead 2 Açıklandı



Tamam, bunu beklemiyordum ama beklemememin bir sebebi vardı: HL2 Episode 3'ün çıkmayı bırak, hala bir çıkış gününün olmaması ve bütün sitelerde TBA olarak geçmesi. Ulan Turtle Rock Studios bu kadar kısa zamanda Left 4 Dead 2 çıkartabiliyor da siz HL2: Episode 3'ü hala neden çıkartamıyorsunuz sayın Valve yetkilileri? Amacınız sırf Gordon Freeman'ın hikayesinin devamını merak ediyoruz diye bize işkence çektirmek mi? Nedir?

Her neyse, L4D 2 17 Ekim'de çıkacak ve oyuna, önceden olmayan "yakın dövüş silahları" ekleyecek: Karakterlerimiz beyzpol sopasından baltalara kadar bir çok yakın dövüş silahı kullanabilecek. Aynı zamanda AI Director'da ekstra olarak havayı, etraftaki nesneleri ve karakterlerin gidiş yollarını değiştirebilecek.

Evet, yine ilk kez oynadığınızda kendine bağlayan ancak daha sonra Steam klasörünüzde boşu boşuna yer kaplayan bir klasör haline gelen bir oyun, Coop dışındaki diğer modları zayıf bir Left 4 Dead deneyimi bekliyor bizi. İyi de benim asıl merak ettiğim bütün bunların oyuna DLC olarak eklenemeyeceği. Hayır, Valve, anlıyorum, DLC'lerden para almıyorsun ancak sırf bunun için ek paket niteliğindeki bir oyunu "Left 4 Dead 2" diye kakalaman pek mantıklı gelmiyor bana. Tabi, ek paket niteliğinde olmayabilir ancak şu ana kadar açıklanan özellikler "ikinci oyun" için oldukça az (ayrıca "nasıl olsa ikinci oyun çıktı" diye ilk oyuna destek vermeyecekler, dolayısıyla bu durumdan en çok zarar görecek olanlar ilk oyuna 30 dolar bayılmış olanlar). Neyse, haklı olup olmadığımı zaman gösterecek diyelim, diğer haberlere geçelim.

Kaynak:
Joystiq

Splinter Cell 5: Conviction Gameplay Videosu Yayınlandı, Oyunla İlgili Detaylar Açıklandı



Oh be. Yani hakikaten, OH BE. Oyunun karanlığa gömüldüğü 3 senenin ardından sonunda Ubisoft bi yerini kaldırmayı becerip oyun konusunda somut birşeyler ortaya koydu da heyecanımız tekrar alevlendi. Hayır, arkadaşlarımla konuşurken "eskiden Splinter Cell diye bir oyun vardı, ne güzeldi" tadında cümleler kurmaya başlamıştım, o derece.

Destructoid oyunun hikayesi konusunda küçük bir hata yapmış, doğrusu şöyle: Sam Fisher, kızının dördüncü oyunun başında öldürülmesinin ardından bu olayın basit bir kaza olmadığını, olayın arkasında "bazı büyük adamlar" olduğunu öğreniyor ve Jack Bauer kılığına girerek bu adamların peşine düşüyor ("Jack Bauer" diyerek dalga geçiyor olsam da Sam'in yeni görünüşünü beğendim açıkçası).

Oyun, eski SC'lerde mevcut olan L&S (Light and Shadow) oyun stiline yoğun aksiyon elementlerini ekliyor: gölgelerden gitme, borulara tırmanma vs. gibi elementler hala mevcut, sadece oyun çoğu noktada alıştığımız Splinter Cell'den çok daha hızlı ilerliyor ve istersek üzerimizdeki silahlarla ortamı yakıp kavurma gibi seçeneklerimizde var (hatta videolardan çıkardığım kadarıyla oyunun birçok noktasında tek seçeneğimiz bu olacak gibi görünüyor). Aynı zamanda oyun için yayınlanan videoda Sam, bir sokak serserisinin ağzını burnunu kırarak "kızımı kim öldürttü, seni kim kiraladı" şeklinde cümleler haykırıyor, bu da demek oluyor ki oldukça vahşi "sorgu" sahneleri bizi bekliyor.

2007 yılında açıklanan ilk detayları hatırlıyor musunuz? "Sandbox oynanış olacak, bir olaya yaklaşmak için birçok seçeneğimiz olacak, crowd control olacak"... Bu fikirler, aralarından bir tanesi hariç hala SC5'le hayat buluyor. Oyunun bölümleri "mini-sandbox"lar olarak tasarlanıyor, yani sızacağımız binaların etrafı çok geniş bir alan olduğu için çok daha fazla seçeneğimiz olacak. Her ne kadar yayınlanan demoda Sam binanın kapısını kırarak içeri girse de istersek klasik stealth taktiklerine de başvurabileceğiz, yani bu tamamen bizim seçimimiz olacak.

Oyunun bu sonbaharda çıkıyor. Eğer bir kere daha çıkış tarihini değiştirirlerse Ubisoft Montreal'e Nikita yolluyorum.

Kaynak:
Destructoid


Karşınızda Kojima'nın Yeni Oyunu Metal Gear Solid Rising: Lightning Bolt Action



Kojima'nın sitesindeki Countdown Clock bin kere resetlendi, "Metal Gear Solid 4 Xbox 360'a geliyor"dan tutun da "yeni Zone of the Enders"a kadar milyonlarca spekülasyon yapıldı ve en sonunda Kojima sırrını açıkladı: Oyunun adı Metal Gear Solid Rising: Lightning Bolt Action, ana karakter Solid Snake değil Raiden olacak (o zaman neden Metal Gear "Solid" ki, Metal Gear "Raiden" olması gerekmiyor mu, Metal Gear "Solid", Solid Snake'in hikayesini anlattığı için Solid takısını almamış mıydı) ve sadece Playstation 3'e değil, Xbox 360'a da çıkacak. Oyun hakkında şimdilik bütün bildiğimiz bu.

Ha bir de, LIGHTNING BOLT ACTION?! Cidden mi ya?

Kaynak:
Kotaku


Crysis 2 Açıklandı, Multi-Platform Olacak



Evet, sırf "Türk oyunu sanıldığı" için (ahaha, Kotaku bile "german developer" yazmış) inanılmaz derecede el üstünde tutulan ancak aslında çiğ bir "teknoloji demosu" olan, senaryonun ve sanatsal yönetimin yerinde yeller estiği bir Crysis daha geliyor yakın zamanda (ama oyunu Türkçe'ye çevirtmelerini takdir etmiştim mesela, "yiğidi öldür hakkını yeme" demişler). Üstelik bu sefer oyun Xbox 360 ve PS3'e de geliyor (PC bir kalesini daha kaybetti sanırım, ne olacak bu PC'nin durumu hiç bilmiyorum artık). "Grafik görmek istiyorum, başka da birşey istemiyorum" diyenler heyecanlanabilirler, diğerleri için burada görülecek birşey yok.

Kaynak:
Kotaku

Yeni Alan Wake Videosu Yayınlandı, Çıkış Tarihi Açıklandı



Tam 4 senedir kendisinden haber alamadığımız Alan Wake en sonunda bir trailer ile yaşadığını hatırlattı. Trailer'dan gördüğümüz kadarıyla oyun, oyuncuyu ilerlemeye teşvik edecek oldukça ilginç bir senaryoya sahip olacak, vurulduğunda kaybolan düşmanlara sahip olacak ve geniş, dağlık alanlarda geçecek. Evet, hepsi bu. Heyecanlanmak için yeterli mi? Kesinlikle, hele oyun yapımcılarının güzel bir senaryoyu "opsiyonel" olarak algıladığı bu zamanda ilaç gibi geleceğine eminim.

Bu arada, oyun 2010 baharında çıkacakmış. OHA.

Kaynaklar:
Joystiq - Çıkış Tarihi, Trailer

Gördüğünüz gibi bugün E3 bayağı bir yoğun geçti. Umarım yarın da "yazmaya değer" birşeyler açıklanır da aynen bunun gibi bir makale daha hazırlayabilirim.

Yarın Z.O.M.A.K.'a bakmayı unutmayın efenim.

Not: Bu arada Oyungezer'de harika bir E3 Coverage işi çıkartıyor, eğer "sıcağı sıcağına herşeyden haberim olsun" diyorsanız göz atmanızı tavsiye ederim.

26 Mayıs 2009 Salı

Günün Konusu: Velvet Assassin'in Anlatmak İstedikleri


Bugüne kadar kaç tane "ikinci Dünya savaşı" temalı oyun oynadık hatırlayabiliyor musunuz? Sanal dünyada toplamda kaç tane nazinin cansız bedenini yere yatırdık? Kaç ayrı cephede Nazi'lere göğüs gerdik, kaç kere füzelerle Nazi tanklarını yerle bir ettik? Tamam, bir kaç tane tatsız Medal of Honor oyunu dışında hepsi oldukça zevkliydi, buna şüphe yok, her bir Nazinin kafasında kurşunlarımızla delik açarken oldukça keyif aldık. Peki bir an olsun, sanal da olsa "insan öldürdüğümüzü" düşündük mü? Düşünmedik elbette, sonuçta Naziler "mutlak kötü"lerdi. Peki gerçekten, her biri o kadar kötü müydü?

Velvet Assassin, bildiğiniz üzere çok da iyi notlar almış bir oyun değil, hatta oynanış açısından olarak değerlendirirsek kimilerine göre "bozuk" sayılabilecek bir oyun. Bilmeyenler için kısaca anlatayım: Oyunda Violette Summer adında bir ingiliz ajanını oynuyoruz (bu karakter gerçek ingiliz ajanı Violette Szabo'dan esinlenilerek yaratılmış). Oyun boyunca Naziler tarafından işgal edilmiş birçok mekanda geziniyor, görevimizin gerektirdiklerini yerine getiriyoruz. Ancak oyunun çok önemli bir noktası var: Oyundaki bölümlerin büyük çoğunluğu, Violette'in yaralı olduğu hasta yatağında gördüğü rüyalardan oluşuyor ki bence bu çok iyi bir seçim çünkü Nazi'ler tarafından işgal edilmiş sokakları Violette'in bakış açısından görmemizi sağlıyor: Hava ya karanlık ve puslu, ya da vakit "gün batımına yakın" olduğu için etrafa sepya tonlar hakim.

Tamam, bunlar oyunun sanatsal açıdan güzel yönleri ancak Velvet Assassin'in ne kadar farklı bir ikinci dünya savaşı oyunu olduğunu yerde yatan ilk çocuk cesedini gördüğünüz de anlıyorsunuz. İlk başlarda bu cesetleri görmezken, oyunun ilerleyen kısımlarında Nazi subaylarının yahudileri kurşuna dizdirdiği sokaklara girince afallıyorsunuz. Gençler, yaşlılar, çocuklar... Hepsinin cesetleri kurşun ve kan lekeleri ile bezenmiş duvarın önüne yığılmış duruyor, karşılarında ise yaptıklarından gururlu subay zevkle sigarasını tüttürüyor. Ve evet, bu subayları oldukça zevk alarak öldürüyoruz ancak oyunun sizi asıl vurduğu ve hareketlerinizi sorgulamaya ittiği yer kimi askerlerin konuşmaları ve ailelerine gönderecekleri mektuplar oluyor...

Birisi "çok korkuyorum ve bir an önce yanınıza gelmek istiyorum" diyor ailesine. Bir diğeri kendisinin aslında savaştan nefret ettiğini ve zorla getirildiğinden yakınıyor, hatta arkadaşı ona "korkak" diyor bu yüzden. Kimi çikolataya bayılırken, kimisi "siyahın aslında bir renk olmamasına rağmen nasıl herşeyi yuttuğundan ancak buna rağmen nasıl gizlendiğinden" bahsediyor ve resimden anlamayan arkadaşına "ben bir entellektüelim, siz anlamazsınız böyle şeyleri" diye bilmişlik taslıyor.

Kimisi de zevk alıyor insan öldürmekten, yapılanları haklı buluyor. Cayır cayır apartmanlarında yanan yahudileri keyifle izliyor ve gülümsüyor. Kimisi tam bir faşist, bir diğeri "mahkumları salıp onları teker teker avlamaktan" keyif alıyor ve bu olaydan basit bir "spor" gibi bahsediyor.

Görüyorsunuz değil mi, ilk paragrafı okurken ne kadar "merhamet" hissettiyseniz ikinci paragrafta da Nazilere öfkeniz o kadar arttı. Peki doğru olan hangisi? Bunun cevabını bulmak için uzaklara gitmeye gerek yok, etrafınıza bakmanız yeterli. Nasıl etrafınızda hem iyi ve yardımsever insanlar, hem de kötü ve çirkef insanlar varsa Naziler için de aynı durum geçerli. İnsan öldürmekten çok keyif olanlar da olduğu gibi, sadece yanlış zamanda ve yanlış yerde bulunan ve tek istediği sağ salim evine gitmek olanlar da vardı öldürülenler arasında. Naziler birçok oyunda bize Spiderman ya da X-Men'deki "kötü karakterler(evil villain)" tadında aktarıldı ancak ne yazık ki bu oyunların bize empoze ettiği çok yanlış bir düşünce tarzı. Onlar da her ne olursa olsun bir insandı ve dediğim gibi aralarında belki de çok iyi, düşünce olarak bizden hiçbir farkı olmayan, bize benzeyen insanlar da vardı. Kurunun yanında yaş da yandı.

Şunu demiyorum: "Oyunlarda Nazi öldürmeyin, Naziler iyidir." Elbette onlar sadece bir oyun ve gerçekte kimseyi öldürdüğümüz falan yok. O tür oyunlar elbette güzel ve varolmaya devam edecekler ancak arada Velvet Assassin gibi bize savaşın "gerçekliğini" gösterecek "cesur" oyunlara da ihtiyaç var. Artık oyunlar "aman suya sabuna dokunmayalım" anlayışından çıkarılıp, filmler gibi gerçek bir "düşünce yayma aracı" olarak kullanılabilmeli bana kalırsa. Velvet Assassin "oyun olarak" pek başarılı olamasa da oldukça önemli bir adım attı bu konuda. Şimdi sıra diğer oyun yapımcılarında...

14 Mayıs 2009 Perşembe

Splinter Cell: Conviction Teaser Sitesi Açıldı


Yahu bu oyuna ne oldu hakikaten? İlk başta 2007'nin sonunda çıkacak dendi, ondan sonra ertelendi, bir kaç ay sonra da çıkış tarihi "TBA" oldu ve oyundan bir daha haber alamadık. Beni tanıyanlar bilirler, stealth-action janrasının aşığıyımdır, dolayısıyla Metal Gear Solid ve Splinter Cell serilerinin gönlümdeki yeri apayrıdır. Bu sebepten dolayı oyunun güncel durumu hakkında tek bir kelime açıklanmayan dönemde "belki birşeyler yayınlanmıştır" umuduyla sık sık Ubi forumlarında gezindim. Ancak Ubi, fanların bütün ısrarlarına rağmen tam iki senedir SC5 diye bir oyun yokmuş gibi davrandı, hatta ağızlarından oyunun gidişatıyla ilgili bilgi kırıntısı kaçırırlar diye Ubi yetkilileri bile forumlarda olabildiğince az konuştu. Kısacası fanlar olarak tam anlamıyla bir Alan Wake sendromu yaşadık. Günden güne insanlar ilgilerini kaybetti, hala ilgilenen bir avuç insan ise oyunun bir duyuruyla iptal edileceğini düşünmeye başladı.

Yıl oldu 2009, bir çoğumuz oyundan umudumuzu kesmiş ve oyuna ikinci bir Duke Nukem Forever vakası gözüyle bakmaya başlamıştık ki en sonunda iki resmi bir araya getirip bir teaser sitesi yayınlayabildiler. En azından "oyunun hala yapım aşamasında" olduğunu anlatan bu sitede SC5 ile ilgili yine bir bilgi yok. "Bu site Third Echelon tarafından araştırma altına alınmıştır" yazısı ve Third Echelon logosu dışında ne bir yazı, ne de bir resim var. "Eğer Sam Fisher'ı gördüyseniz buraya tıklayın" kısmı da sizi hiçbir yeni bilgi olmayan forumlara yönlendiriyor. Gerçekten sağolasın Ubi. İki senedir neredeyse her allahın günü girdiğim forumlara link verdiğin için çok teşekkürler. Hepimizi aydınlattın, artık SC5 konusunda istemediğimiz kadar çok şey biliyoruz.

Aslında az çok ne olduğunu tahmin edebiliyorum: fanlar 2007 yılında yayınlanan oyun içi videoları beğenmeyince oyunu komple iptal edip farklı konseptler denediler ve yine aynı konseptte karar kıldılar (daha doğrusu fanlardan ziyade kendileri de videoları pek beğenmediler sanırım). Hayır, "light & shadow" oynanışından herkes memnundu, neden Double Agent'la birlikte bu konsept değiştirildi ki? Sistemin gayet yerinde olduğunu düşünen milyon tane fanı gözardı edip "Daha fazla L&S istemiyoruz!" diyen ÜÇ KİŞİYİ mi dinledi yani Ubisoft? Tamam, yine "Kaçak Sam Fisher" teması olsun oyunda, nedir yani, L&S bu konsepte yedirilemez mi? İlla kaçak olması için gündüz sokakta mı dolaşması lazım? Ayrıca Conviction'ın ana satış noktası olan "crowd control" hiç de öyle ahım şahım, oyunu daha eğlenceli ya da stresli hale getiren bir olay değilmiş, hepimiz bunu Assassin's Creed'de gördük sanırım. Benim için "olsa da olur, olmasa da olur" bir olay yani. Bunun üzerine bir oyun kurulamayacağını Ubisoft'ta anlamış olacak ki çalışmalarını kendileri de beğenmediler, şimdiye kadar yaptıkları herşeyi iptal edip aynı konsept çerçevesinde sıfırdan başladılar. Her an bir konsept değişimine gidilebileceği için fanlara veya basına zerre bilgi verilmedi elbette. Hatta sessiz kaldıkları süreye bakılırsa bu süreçte birkaç kere sıfırdan başlamış bile olabilirler.

Umarım Splinter Cell eski L&S oynanışına geri dönmüştür ve/veya "crowd control" gibi güdük numaralar yerine adam gibi oynanış elementleri içeriyordur. Umarım artık E3'te birşeyler gösterirler (ki IGN'in haberine göre listelerinde görünmüyor). Umarım adam gibi bir SC oyunu için iki sene beklemişizdir, ikinci bir epic fail için değil.

Kaynak:
Kotaku

9 Mayıs 2009 Cumartesi

The Wheelman'in Filmi Geliyor! (HOBAREEEY)


Vin Diesel "Escape From Butcher Bay"le oyun dünyasında gözüktüğü zaman hepimiz takdir etmiştik. Neden? Çünkü oyun hakikaten sağlamdı. Ama o oyunu güzel yapan Vin Diesel'in kendisi değil, oynadığımız karakter, "inanılabilir" ortamlar ve muhteşem, kendimizi orada hissettiren atmosferiydi. Ancak Vin abimiz bunu bayağı bir yanlış anlamış olacak ki "ehahaha oyuncular beni istiyor, beni" diyerek The Wheelman'i karşımıza çıkardı. Wheelman'in burada ne kadar kötü bir oyun olduğundan tekrar bahsetmeyeceğim, sadece "arabadan arabaya uçma animasyonu" diyorum, başka da hiçbirşey demiyorum. Hayır, aynı absürd olay PSP oyunu olan "Pursuit Force"da da var ancak hiç olmazsa orada karakter arabanın biyerlerine tutunuyor falan. The Wheelman'de karakter örümcek adam gibi arabaya yapışıyor, sonra da içine atlıyor. "Bambaşkaymışsın Vin abi" diyoruz ve asıl habere geçiyoruz.

Evet, şimdi de The Wheelman'in filmi yapılıyor. Ya ben bu filmi aslında çok merak ediyorum biliyor musunuz? Önceden iyi oyunların filmleri yapıldı ve hiç kimse beğenmedi, şimdi ilk defa kötü bir oyunun filmi yapılıyor ve ben ne derece kötü bir film olacağını düşünmek bile istemiyorum. Ama en çok izlemeyi istediğim nokta, filmde karakterin bir arabadan diğer arabaya uçması olacak. Ayrıca oyunun senaryosunun bir oyun için bile yeterli olmadığını, bir film için tamamen anlamsız olduğunu unutmayalım. E iyi de bu oyunun kendine has bir kitlesi falan mı var? Bu filmi "fanlara" satmak için de tasarlayamazlar ki. E oyuncular izlemeyecekse kim gidip izleyecek ki bu filmi? "Vin Diesel fanları" neredeyse bir hikaye örgüsü bile olmayan bu derece kötü bir filmi kurtarmaya yetecek mi acaba? Gerçekten bu soruların cevaplarını çok merak ediyorum.

Ne diyelim, Allah Hollywood'dakilere akıl fikir versin. Anladığım kadarıyla "para para para" diye iyice akıllarını kaybetmişler çünkü. "Ya biz nasıl bir oyunun filmini yapıyoruz" diye bir bakar insan, oha artık.

Kaynak:
Joystiq

Not: Evet, BAYA bir süre güncelleyemedim bloğu ancak çok yoğundum arkadaşlar. Bugünden itibaren aynen devam.

22 Nisan 2009 Çarşamba

Guerilla Games Fanboyları Azarladı: "Killzone 2'ye 'Halo-Katili' Diyip Durmayın!"


E artık adamların bile canına tak etti. Her allahın günü başka bir PS3 fanboy çıkıp "Killzone 2 Halo'yu şöyle yaracak, böyle öldürecek" diye, yapımcıların hiçbir zaman iddia etmediği laflar hönkürürse olacağı buydu yani. Hatta oyun ve oyunculuk kültürünün yerlerde süründüğü Türkiye'de bile bu işi cemaat boyutuna taşıdılar (en son "Killzone 2'yi kutsal jelatininden çıkardım" gibi şeyler okumuştum, çok acayip şeyler dönüyor orda, benden söylemesi). Guerilla Games artık bu olaya bir dur deme zamanı geldiğini düşünmüş olacak ki, GG yönetim kurulundan Herman Lust, Killzone 2'nin de diğer oyunlar gibi "farklı ve kendine has" bir deneyim olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşündüğünü bir basın açıklamasıyla belirtti.

"Aslında diğer oyunlarla karşılaştırılmak canımızı sıkmıyor. Ancak oyunumuzun bir oyunun "katili" olarak anılması hiç hoş birşey değil. Biz evrenimizi kendine has ve özel bir deneyim olarak inşa ettik, bu yüzden oyunumuzun devamlı başka oyunlarla karşılaştırılarak oynanmasını istemiyoruz. Sonuçta biz de oyuncularız ve World of Warcraft'tan LittleBigPlanet'a, Motorstorm'dan Guitar Hero'ya birçok oyun oynuyoruz. "Şu oyun" diyebileceğimiz tek bir oyun yoktur ki oyuncu üzerinde en büyük etkiye sahip olsun. Bu tür etkilere sahip olan birçok oyun var."

Aslında anlaşılıyor ki yapımcıların "konsol savaşlarıyla" hiçbir ilgisi yok ve adamlar sadece herkesin eğlenebileceği, kaliteli bir oyun tasarlamaya çalışmışlar ancak araya fanboyların girmesiyle iş iyice kontrolden çıkmış. Bir nevi adamlar fanboyların kurbanı olmuşlar, "Xbox 360'ı ya da Halo 3'ü ezmek" gibi bir niyetleri yokken böyle bir suçlamaya maruz kalmışlar. İşte kraldan çok kralcı olmak böyle birşey sayın okurlarım, birşeylerin sizden istenmediği halde dalkavukluğunu yapmak böyle birşey. Adamlar açıkça fanboylara "bi çay demleyin" diyorlar, ama eminim ben bunu yazarken bile fanboylar forumlarda "HALO İĞRENÇ OYUN KILLZONE 2 HEPSİNİ EZDİ MUHTEŞEM OYUN KUTSAL JELATİN BOMBASTİK GRAFİKLER!!1!bironbir" diye bağırmaya devam ediyor.

Gerçekten insana düşündürüyor "nereye gidiyor oyunculuk kültürü" diye. Sektör büyüdükçe gruplara dağıldık oyuncular olarak, en basite indirgendiğinde hepsi "senin düşüncen > benim düşüncem" noktasına gelen, anlamsız kavgalar etmeye başladık. Herkesin sadece oyun oynadığı günleri özlüyorum bazen, oynadıkları oyunlar hakkında kavga etmekten çok oyunlarda deneyimlediklerini heyecanla birbirleriyle paylaştıkları zamanları... Bazen düşünüyor insan, "Şimdi biz büyüdük mü? E o zaman daha olgunmuşuz? Nasıl 'büyümek' bu?" Düşünüyor ve anlam veremiyor...

Kaynak:
Destructoid

21 Nisan 2009 Salı

Günün Konusu: DSi'ın Türkiye Fiyatı ve Artık İllallah Dedirten Nortec


Sanırım ben bu Nortec yüzünden garantili bir Nintendo ürününe sahip olamayacağım arkadaşlar. Bu gidişle benim gibi kazık yemek istemeyenler için mümkün görünmüyor. Avrupa ve Amerika'da rakiplerine karşı en büyük kozu fiyatı olan Wii'yi 800 liraya, DS Lite'ı çıkalı yıllar geçmesine rağmen hala resmi satış noktalarında 470 liraya satmalarının üzerine bir de DSi vakası eklendi. Nintendocu'da okuduğum habere göre DSi'ın Türkiye fiyatı tam 600 TL.

O_O 

"abi ama avrupa fiyatı zaten 150 pound bi de vergiler var abi türkiye çok vergi alıyor abi" diye yorumlar gelmeden önce söyleyeyim: Hayır, bu işin vergilerle falan alakası yok. BU DÜPEDÜZ KAZIK BE ABİ!

Nasıl mı bu kadar emin konuşuyorum? O zaman izin verin ben değil gayet sayısal, objektif veriler ve birtakım rakamlar anlatsın olayı.

Açıkçası vergiler konusunda çok bir fikrim yok ancak birkaç araştırma yaptım diyebilirim. Ve bulduğum veriler oldukça ilginç. Araştırmamda PSP'yi kullandım, Türkiye ve Avrupa fiyatını baz aldım. Ve vergi + geliş ücreti + Sony Türkiye'nin ettiği karı toplayıp bir yüzde buldum. Bu yüzdeyi DSi'a uyguladım ve bunun bir "vergilerle mağdur ettiler Türk oyun sektörünü" durumu değil, tamamen bir kazıklama operasyonu olduğunu ortaya çıkardım.

Sony PSP'nin avrupa fiyatı toptan fiyatına satış yapan Dixons isimli sitede 137 pound, yani 330 lira.( Fifa 2009'lu paketin fiyatıdır ve araştırmam da bu paketi baz aldım). Aynı paketin Elektronik Sepet'teki fiyatı 547 lira( bildiğiniz gibi bu fiyata bütün vergilendirmeler ve geliş ücreti dahil). Kabaca hesaplarsak, bütün geliş ücreti, vergilendirmeler, firmanın ettiği kar ve satıcının ettiği kar dahil fiyat farkı 217 TL. Bu da aletin Türkiye'de Avrupa'daki en ucuz siteden (bulabildiğim siteler arasında elbette) %40 daha pahalıya satıldığını gösteriyor (PSP'nin daha ucuza alınabildiğini düşünmüyorum zira uzun uzun araştırmama rağmen bu paketten daha ucuzunu bulamadım açıkçası. Muhtemelen Sony Türkiye tarafından getirtilen fiyat budur).

DSi'ın en ucuzunu ise John Lewis diye bir sitede buldum: 135 pound, yani 325 lira. Yani alınabilen en ucuz fiyat, dolayısıyla toptan fiyat hesapladığımız için bu fiyatı baz alıcam. PSP'de kullanılan yüzde sistemini (Avrupa fiyatı ile Türkiye fiyatı arasında %40 fark olması durumu) DSi'ya uyguladığımız zaman geliş ücreti, satıcı karı, firma karı ve vergilendirmeler dahil yaklaşık 540 lira olması gerekiyor aletin. Buna karşın ürünün fiyatı TAM 600 lira. 600 liradan 540'ı çıkardığımız zaman ise Nortec'in tamamen kıçından uydurduğu ve doymak bilmezliğinden "ehehehe nasıl olsa alacaklar, hiç sorun değil, sivriltin" diyerek fiyata eklediği 60 lirayla karşılaşıyoruz.

DS, PSP kadar popüler değil Türkiye'de, bu bilinen bir gerçek. E o zaman neyinize güvenip üzerine 60 lira daha ekliyorsunuz ki aletin fiyatına? Hayır, DS kapış kapış satılan, çıktığı gün dükkanda kalmayan bir alet olsa anlayacağım da, öyle bir durum da yok ki ortada? Sanırım Nortec dünya pazarını ve DS'in dünya çapındaki başarısını göz önüne alarak satış yapıyor ve Türkiye pazarına satış yaptığını tamamen unutuyor. Yahu herşey geçtim "bu alet Türkiye'de nasıl satıyor acaba" diye merak bir insan evladı da mı yok orada acaba? YAHU SİZ HANGİ PAZARI BAZ ALARAK FİYAT BELİRLİYORSUNUZ KARDEŞİM?

Yok abicim, düşündükçe nefesim daralıyor, ciğerim şişiyor benim. Düşündükçe daha da mantıksız geliyor. Anlayamıyorum artık ben bu adamların mantığını, artık aklım almıyor. Delirdiler iyice.


 

Duyuru: Videoyun.com Meselesi Hakkında

Önceki gün olan olayın ardından Evren bey'le Facebook üzerinden birkaç mesajlaşmamız daha oldu ve kendisinin aslında oldukça iyi niyetli bir arkadaş olduğunu anladım. Bunun üzerine kendisine haberlerimi kaynak belirttiği sürece tepe tepe kullanabileceğini söyledim. Mevzu tatlıya bağlandı sizin anlayacağınız. Bundan sonra Videoyun'da tanıdık haberlere rastlarsanız şaşırmayın.

Tekrar söylüyorum: Kaynak belirtildiği sürece ZOMAK bir haber kaynağı olarak kullanılabilir, bunda hiçbir sakınca yoktur. Amacım asla "bu haberleri sadece bu blogta okuyabilirsiniz" demek değildir. O kadar da ketum bir insan değilim açıkçası.

Bu arada araya bir konu daha sıkıştırayım: Biliyorum, hepiniz günlük güncelleme mevzusundan ümidi kestiniz ancak hala olma ihtimali olduğunu söyleyeyim. Özellikle yaz sezonunda oldukça sık güncelleme yapmaya çalışacağım.

Bir de, hayır bunu güncellemeden saymayacağım, merak etmeyin^^

Not: Evren uyardı, cevap vermediği süre beş gün değil üç günmüş. Küçük bir hesap hatası yapmışım, gerçi artık önemli değil. Yine de bilinmesini istedi. Aynı zamanda konu kapandığı ve tatlıya bağlandığı için orjinal metni siliyorum.

12 Nisan 2009 Pazar

Sony "PSP İle Kontrol Edilen Oyuncak Araba"yı Lisansladı


Gerçekten artık Sony'yi anlamakta zorluk çekiyorum. Yeni nesil konsollar arasından en az satmalarına rağmen bu durumu değiştirmek için hiçbirşey yapmadıkları gibi üzerine yapımcılardan "bandwith ücreti" alarak köstek oluyorlar, ellerindeki first-party yapımcıları kaçırıyorlar (Square Enix, Ninja Theory) ve Home gibi hiçbir işe yaramayan, en fazla insanların günde beş dakika takılacakları (o da Xi gibi oyunlarla) platformlara para ve vakit harcıyorlar. Bütün bu olanlar yetmezmiş gibi şimdiye kadar HİÇ alakaları olmayan işlere girişiyorlar. Muhtemelen okuldan topladıkları 10-12 yaşında çocukların toplantı yaparak Sony'ye fikir sunduğu bir oda var:

-Ne yapsak? Çok sıkıldım ben.
-Hadi PSP'yle kontrol edilebilen oyuncak araba yaptıralım!
-SÜFER FİKİR LAN!

Hayır, başka bir anlamı yok çünkü. Yoksa niye bir firma uğraşması gereken bu kadar problem varken uzaktan kumandalı araba yaptırtmaya ve hiç bulaşmadığı bir sektöre adım atmayı düşünür ki? Ayrıca muhtemelen fahiş fiyata satılacak kameralı bir araba ne işe yarar, ne yapmakta kullanılır? Bunu "herşeyi alıyım, eksik hiçbirşey kalmasın" diye düşünen üç-beş "geek" dışında kim alır allah aşkına? AMACI NEDİR BU ÜRÜNÜN? Yahu bunu diyeceğim aklıma gelmezdi hiç ama Home bundan çok daha mantıklı bir yatırım.

Düşünüyorum, düşündükçe anlam veremiyorum. Hayır, hani bu adamlar "daha iyi bir PSN hizmeti vermek için" bandwith ücreti alıyorlardı? Demek ki alakasız, saçma sapan işlere girişmek için paraları varmış, değil mi? O zaman neden bandwith ücreti alarak yapımcıyı kaçırırsın ki? Hayır, Sony isterse batsın, ama olan evlerinde PS3 olan oyunculara olacak yine.

Artık GERÇEKTEN Sony birazcık konsol piyasasında nerede olduğunu görmeli ve saçma sapan projelere para dökmek yerine sorunlarını çözmek için uğraşmalı. Tabi ki birşeylerin "patent"lenmesi illa ki "yapılacak" anlamına gelmiyor ancak en azından "fikir" olarak kafalarında olduğunu simgeliyor. En azından "problemleri nasıl çözeriz"i değil, oturup bunu düşündüklerini gösteriyor.

Bu gidişle PS3'e yazık olacak... Hem de çok.

Kaynak:
Destructoid

4 Nisan 2009 Cumartesi

Günün Konusu: Godfather II ve EA'in Utanmazlığı



Godfather'ın 2004 yılında çıkan oyununu hatırlıyorsunuz değil mi? Tamam, çok eksiği vardı, "The Godfather" ismine yakışan bir oyun değildi, kabul ediyorum. Ama Wii versiyonu hiç fena değildi açıkçası ve oynarken çok keyif almıştım (oyunun süresi ekstra görevlerle uzatılmış, Wii Remote ve Nunchuk'la adam dövme gibi hoş özellikler eklenmişti). Ama oyunun PC, PS2 ve Xbox versiyonları hakikaten iyi değildi, hatta "Godfather" ismini zedeleyen bir oyundu diyebilirim.

Godfather II duyurulduğunda elbette herkes gibi oldukça pesimisttim: Oyunun hiç özen gösterilmemiş gibi duran screenshot'larından tutun da Godfather'dan ziyade Scarface-vari atmosferine ve grafiklerine kadar herşey "ben özensizce tasarlandım, sadece fanlara satılmak için yaratıldım" diye bağırıyordu. Tamam, kötü olacağını tahmin etmiştik hepimiz ama bu derece mi?

Oyunu Xbox 360'da oynamaya başladığımda ilk gözüme çarpan şey inanılmaz derecede basit tasarlanmış kaplamalar ve karakter modelleri oldu. Tamam oyun ilk oyunun grafik motorunu kullanıyor olabilir ama YUH BE KARDEŞİM! Yıl oldu 2009, nedir bu patates suratlı karakterler yahu? Nedir bu kaplamalar, nedir bu kırıklar? Yahu Xbox 360 denen konsolda 2005 yılında, bundan tam 4 sene önce Gears of War çıktı ve o oyunun grafikleri bundan ÇOK ÇOK daha güzel. OYUNUN GRAFİKLERİNİN XBOX 1 YA DA PS2 OYUNUNDAN NEREDEYSE HİÇBİR FARKI YOK. En net açıklaması budur bu durumun.

Oyunun tarzının ve atmosferinin "The Godfather"la hiç bir alakası yok. İlk oyunda kullanılan ve filmle benzerlik taşıyan kahverengi tonlama yerini açık renklere ve Scarface tarzı bir sunuma bırakmış. Ayrıca oyunda anlayamadığım garip bir "çizgi roman" havası var, oyunun menülerinde bile bunu hissedebiliyorsunuz. Ayrıca Micheal modeli olarak Al Pacino'da kullanılmamış, böylece kendinizi tamamen Godfather'dan alakasız kötü grafikleri olan bir mafya oyunu oynuyor gibi hissediyorsunuz. Evet, İLK OYUNDAN DAHA KÖTÜ OYUN.

Durun durun, asıl güzel kısmını anlatmadım: Oyunun PC versiyonu. Xbox 360'da oyunun grafiklerini görünce "belki PC'de daha iyidir" diyerek PC versiyonunu kurdum. Bir baktım oyun 30 FPS'de çalışıyor, oyunun menüsüne girdim, VSYNC'i kapattım, 60 FPS'ye geri çıktı (valla ben de anlamadım bu durumu). Karakter yaratma ekranına geldim ve gözlerime inanamadım: OYUNUN PC VERSİYONU XBOX 360 VERSİYONUNDAN DAHA KÖTÜ GÖZÜKÜYORDU! YAHU BİR OYUNUN PC VERSİYONUNDA NİYE LOW-RES KAPLAMALAR KULLANILIR SORABİLİR MİYİM? Gerçekten bu işin arkasındaki mantığı çok ama çok merak ediyorum! Oyun PC'de tam anlamıyla 2005 dönemi PS2 oyunu gibi gözüküyor. Yani, bu PC oyuncularına nasıl bir hakarettir, bilmiyorum.

Şimdi en acı gerçeği söylüyorum arkadaşlar: Bu oyunun grafik motoru, "The Godfather Engine", geliştirilerek Dead Space'de kullanılmış. Yani bu grafik motorunda Dead Space'deki görseller gösterebilecek güç var ve Godfather II tasarlanırken bu güçten zerre faydalanılmamış ve çok kötü grafikleri ve atmosferi olan bir oyun tasarlamayı tercih etmişler. Ayrıca açık seçik "Scarface: The World is Yours" denen berbat oyundan esinlendiklerini de itiraf etmişler. Böylece oyun bir Scarface klonu haline gelmiş.

Bekleyin bekleyin, yakında para yiyen siteler, dergiler verir notları 90/100, 5/5 diye. Aman EA'in gönlü hoş olsun, aralarında dargınlık olmasın. Yoksa çok kızar EA abileri onlara, harçlıklarını keser. Aman diyim.

Ne diyebilirim ki, bravo EA. İlk defa açık açık "nasıl olsa bu oyunu fanların alacağını biliyoruz, nasılsa milyonlar satıcak, niye uğraşalım ki?" dedin yüzümüze (sözlü olmasa bile oyundan çok net görebiliyoruz). Hakikaten bravo. BEKLENTİLERİMİZ SIFIRDI VE ONUN ALTINA GEÇEBİLEN BİR OYUN TASARLAMAYI BAŞARDIN. Kutlarım, büyük bir başarı. Uğraşsan olmaz herhalde.

30 Mart 2009 Pazartesi

Alan Wake İle İlgili Yeni ve Sıkıcı Bilgiler Yayınlandı


Yahu bu Alan Wake 2005 yılında duyurulmamış mıydı? Bir iki sene "DX10 desteklicek, süper grafikleri olucak, beş ay sonra çıkacak, ertelendi sonra çıkacak" dendi, daha sonra birçok sitede çıkış tarihi "TBA" oldu ve 2008'in sonuna kadar anlamsızca oyundan haber alamadık. Videoları ya da screenshot'ları geçtim, "oyun hala yapım aşamasında" diye bile tek kelime gelmedi. Daha önce de blogda belirttiğim gibi Alan Wake'in 2006'dan 2008'e kadar olan zaman zarfında rafa kaldırıldığını düşünüyorum açıkçası, bu durumun başka bir açıklaması yok.

Oyunun yapımcısı Remedy en sonunda IGN'e gameplay hakkında iki çift laf etmeye karar vermiş anlaşılan. Bunca yıla rağmen açıklamaları o kadar bulanık ki garip düşüncelere kapılıyorum bu oyun hakkında.

Herşeyden önce oyundaki "ışık" sisteminin çok önemli bir yer kaplayacağını ve dövüşlerde aydınlıkta veya karanlıkta olmamızın çok şey farkettiereceğini söylüyorlar. Remedy'ye göre bu sistem Max Payne'deki bullet-time kadar popüler olabilme potansiyeline sahip (hiç sanmıyorum ama görmeden karar vermemek lazım).

Oyunun bölüm sistemi yeni Alone in the Dark'ta gibi bölümlere ayrılmış ve her bölüm "devam edecek..." tarzında bitecekmiş. Evet, çok önemli ve çok gerekli bir özellik bu, olmazsa olmaz, aman yapın eksiğiniz kalmasın sizin de. Oyuncular yıllardır hep "keşke oyunların bölümleri televizyon dizileri gibi bitse" diyorlardı ya, o yüzden kesinlikle öyle yapmanız lazım.

Oyunda "kabuslar" olsa da yaratıklar falan olmayacak, gayet gerçekçi bir oyun deneyimi hazırlamak istiyormuş Remedy (Jacob's Ladder gibi). Aksiyon olacak ve birşeylerin kafasını patlatacağız elbette ama bunlar "zombi" falan olmayacak. Bakalım, umarım şu klasik "meğersem herşey karakterin psikolojisinde olup bitiyormuş, gerçek değilmiş hiçbirşey" ya da bundan da ucuz "herşey bir tarikatın işiymiş, ya ya" tarzı temalar kullanılmaz. Artık bu temalar cidden sıkmaya başladı beni, özellikle şu tarikat işi. Adam gibi senaryoyu bağlayamadınız mı "aslında herşeyi bu kötü tarikat yapmış, ehe ehe" moduna giriyorsunuz, beni dellendiriyorsunuz. Silent Hill yaptı, güzel de oldu ama herkes beceremiyor bunu, bak Condemned yapmaya çalıştı, rezil oldu. Yapma canım arkadaşım.

Aynı zamanda oyunun dinamik hava sistemi de oyunda önemli bir rol oynayacakmış: Yağmur yağınca arabayı zor kullanacakmışız, sis olunca etrafımızı zor görecekmişiz. E zaten bunlar net ve açık değil mi? Ne diye bunları belirtiyorsunuz ki şimdi sanki birşey açıklamış gibi? Tamam, oyunu ilk açıkladıkları zaman bu "dinamik hava değişimi" olayına "aaa, süpermiş lan" tarzında yaklaşmıştık ama yıl oldu 2009, hala bundan özellik gibi bahsediyorlar. Hey allahım.

Siz de biliyorsunuz ki genelde bir oyun hakkında detaylar saklanırsa o oyuna yapımcılar pek güvenmiyor demek oluyor bu. Bunlar büyük ihtimalle 2005'ten beri sistemi pek geliştiremediler, o yüzden ne yeni video ne de ekran görüntüsü yayınlıyorlar bence. Başka türlü ben hiçbir anlam veremiyorum bu "gizemli gibi" havaya. Zaten oyuna olan ilgimizi uzuuuuun zaman önce kaybettik, hala sanki bütün oyuncular Alan Wake için çıldırıyormuş gibi gıdım gıdım bilgi veriyor adamlar. Ulan bi trailer gösterde tekrar ilgilenelim oyunda "aa negzel yapmışlar" diyelim değil mi? Anlayamadım ben bu işi açıkçası.

Haziran başında düzenlenecek olan E3'te gameplay mekanikleri belli olacak, kaçışları yok artık. İşte o zaman tam anlamıyla ak Alan kara Wake ortaya çıkacak.


Kaynak:
IGN Avustralya

25 Mart 2009 Çarşamba

Günün Konusu: Bi Ara Bi DirectX 10 Vardı, Ne Oldu Ona?



Yahu hani bundan iki-üç sene önce "DIRECTX 10 GELİYOR OYUNLARINIZ ÇALIŞMAYACAK YENİ EKRAN KARTI ALIN" temalı reklamlar görüyorduk, sonra DX10 destekleyen üç-beş oyun çıktı, ondan sonra yalan oldu. Microsoft ve mahdumlarının (ATI, Nvidia, Intel) yaptıkları çığırtkanlık birkaçımıza DX10 destekli ekran kartı aldırttı ama bu kartları da genelde DX9 oyunları oynarken kullandık. Wikipedia'ya göre 2006 yılından bu yana çıkan sadece 25 DirectX 10 destekli oyun var ve bunların büyük çoğunluğu "sudaki baloncukları daha kaliteli yapan" modifikasyonlar, yani detaylara dikkat eden birisi değilseniz oyunu DX9'da mı oynamışsınız, DX10'da mı oynamışsınız hiçbir önemi yok.

Eminim hepinizin aklında şu soru var: NEDEN? DirectX 9 çıktığında bu derece geri plana itilmemişti ve geçiş süreci bu kadar sancılı olmamıştı, şimdi neden böyle oldu? Açıkçası bu konularda uzman olduğumu iddia etmiyorum ancak bana kalırsa bu durumun dört ana sebebi var:

1) DirectX 9'dan Tam Anlamıyla Vazgeçilememesi

Bir oyun motoruna DX10 özellikleri eklemek ile tamamen DX10 için tasarlamak birbirinden çok farklı iki şey bana kalırsa. Yukarıda da bahsettiğim "modifikasyon" mevzusu işte burada devreye giriyor: Hiç kimse Bioshock'un baloncuklarını daha iyi görmek için DX10 ekran kartı almıyor. Dolayısıyla PC kullanıcılarının büyük çoğunluğu hala DX9 kart kullanıyor (herkes oyuncu değil ve firmalar bir oyun tasarlarken bu kitleye de hitap etmek zorunda). Bu durum bir yana, oyuncuların oyun oynamak için kaynakları sonuna kadar çiğneyip tüküren Windows Vista'yı da seçmedikleri bilinen birşey. Bu sebeplerden dolayı tamamen DX10'a özel oyun yapmak inanılmaz derece de büyük bir kullanıcı kitlesi kaybetmek demek. E DX10'a özel motor tasarlanmadığı zaman da sırf "önemsiz detayları güzelleştiriyor" diye Vista işkencesine katlanmak istemiyor hiç kimse.

2) Konsolların DirectX 10 Desteklememesi

İşte PC oyuncularının sırf üç beş kopya daha az satıyor diye katlanmak zorunda kaldıkları işkencenin bir diğer kötü yanı. PS3 ve Xbox 360 DX9 desteklemiyor ve bu konsollardan yapılan portlarda doğal olarak DX10 desteklemiyor (bazen PC kullanıcılarının ilgisini çeksin diye destek ekleniyor ama bunlar sadece motora yapılan küçük modifikasyonlar, Lost Planet'taki ayak izlerinin daha derin görünmesi gibi saçma sapan şeyler). Ne zaman konsollarda DX10 kullanmaya başlar, işte o zaman DX10 destekli oyunlarda inanılmaz bir artış görürüz (ki bu da ancak bir daha ki konsol neslinde olabilir, o da 2011'den önce imkansız gibi birşey).

3) DirectX 9 Hala Oldukça Yeterli

Peki PS3 ya da Xbox 360 oyunlarında "DirectX 10 kullanılmıyor" diye şikayetçi olan birisini gördünüz mü? Hala DirectX 9 kullanılarak "Killzone 2" ya da "Gears of War 2" tarzında oyunlar yapılabiliyor sonuçta. Tamam, "PC altyapısı ile konsol altyapısı çok farklı" şeklinde bir argüman ortaya atabilirsiniz ama Call of Duty 5'in grafiklerine "yetersiz" diyebilecek bir kişi var mıdır acaba? Ayrıca her ne olursa olsun Killzone 2'nin ışıklandırma sistemi DX9'da hala çok fazla hayat olduğunu ve suyunun sıkılması gerektiğini gösteriyor. Gerçekten, DX10'a ihtiyacımız var mı?

4) DAHA FAZLA GRAFİK İSTEMİYORUZ!

İyi de, DX9'un sunduğu grafikler oldukça yeterli değil mi? Ee, tam anlamıyla "sanal gerçekliğe" ulaştığımızda ne olacak ki? Bir oyunun grafikleri gerçek hayatla ya da filmlerle birebir aynı olduğu zaman elimize ne geçecek? Bu grafik olayı gerçekten çok uzamadı mı artık? Tamam, oyunlar film seviyesine ulaştı diyelim: O zaman bir medya olarak "oyun" kavramını film kavramından ayıran şey ne olacak? Ekrandaki kişiyi kontrol edebilmemiz mi?

Size birşey söyliyeyim mi: Bizim ihtiyacımız olan "çiğ grafik" değil, sanatsal yönetim. Left 4 Dead ya da Killzone 2 gibi oyunları oynadıktan sonra Crysis tarzı "grafiğe abanmış" oyunların görsel yönü çok çiğ gelmeye başladı. E ben neden ekranda gerçek hayatta gördüğüm şeylerin birebir aynısını, birebir aynı şekilde görmek isteyeyim ki? Yapımcıların gözünden oyun dünyasını görmemiz gerekmez mi? Tamam bazı oyunlara elbette bu uygulanamaz (örnek vermek gerekirse spor oyunları ya da simulasyonlar olabildiğince gerçekçi olmak zorunda) ama kabul etmeliyiz ki gerçekçi olması gerekmeyen oyunlar bile olabildiğince hayatın kendisine benzeme derdinde. Oysa stilistik grafikler için DX9 hala yeterli, DX10 sadece "gerçekçilik" için gerekli. Görsel olarak gerçek hayatta var olan objeleri olduğu gibi sunan Crysis'in atmosferi mi, yoksa renk yönetimi ve film grain gibi unsurlar sonucunda"sanatsal yönetim"in dibine vurmuş olan Left 4 Dead'in atmosferi mi daha çok aklınızda kaldı?

Evet, sanattan pek anlamayan oyuncular "daha gerçekçi grafikler" diye yerlere yatıyor olabilir ama DirectX 10'un vaat ettiklerine inanılmaz bir rağbet olmaması DX9'un yaratmakta hala gayet yeterli olduğu "stilistik" grafiklerin daha akılda kalıcı olduğunu ve oyuncu için daha zengin ve doyurucu bir deneyim sunduğunu gösteriyor diyebiliriz (en azından ben öyle düşünmek istiyorum, ne var?!).

DirectX 10'un hala uğruna yapılan çığırtkanlık kadar değerinin olmaması bu sebeplerden dolayı bana kalırsa. Ama tahmin ediyorum ki Windows 7'nin de yaygınlaşmasıyla 2010 gibi sadece DX10 için tasarlan ve DX10'un gücünü tam anlamıyla kullanabilen oyunlar çıkmaya başlayacak. Ancak umarım DX10 yüzünden "ruhu olan grafiklerden" taviz verilmez...

21 Mart 2009 Cumartesi

Yapımcılar Sony'nin "Bandwith Ücreti" Almasına Tepkili


Bilmiyorum haberiniz var mı, ancak Sony 1 Ekim 2008'den beri yapımcılardan PSN'den indirilen her demo, arcade oyun veya video başına para almaya başladı. Bu sömürünün adı ise "bandwith ücreti". Elbette çok geçmeden yapımcıların tepkisini görecektik ancak bu kadar hızlı olacağını tahmin etmemiştim. En sonunda konu üzerine konuşmaya karar veren yapımcılar MTV Multiplayer'da yayınlanan bir röportajda bu durumdan ne kadar rahatsız olduklarını dile getirdiler.

Firmalarının ismini vermek istemeyen üç yapımcı konu üzerine şöyle diyor:

"Web'de, Xbox Live'da ya da herhangi bir paylaşma topluluğunda ürünlerimizin dağıtımını bedava yapabilirken Sony'nin böyle bir tavırda bulunması hepimizi Playstation Network'ten soğuttu açıkçası. Sonuçta bandwith için para vermemiz tanıtıma ve dağıtıma ayrılan bütçenin arttırılması anlamına geliyor. Hiç hoş birşey değil bu. Hem de hiç."

Ya, ben artık Sony'ye diyecek hiçbirşey bulamıyorum. Hem konsol yarışında sonuncular ve yapımcı desteğine ihtiyaçları var, hem de konsolun satmasında büyük rol oynayan yapımcıları platformdan uzaklaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Tamam, şu an için PS3 çekici bir platform ancak bu muameleyle değirmenin suyu ne zamana kadar dönecek acaba? Bir noktada yapımcılar mutlaka illallah edecekler, hiç kimse bir diğer platformda bedava yapabileceği birşey için uzun süre para ödemez.

Üstelik Sony'nin download başına aldığı para az buz bir para da değil: 1 GB başına tam 16 cent alıyor. Örnek vermek gerekirse, Resident Evil 5 demosu tam 942 MB. Bu demo 4 milyon kere indirildiğine göre kaba bir hesapla yapımcının Sony'ye sırf demo dağıtımı için verdiği parayı görebiliriz: TAM 640 BİN DOLAR. Şaka gibi değil mi? Diyebilirsiniz ki "bu adamlar milyon dolarlar kazanıyor, 640 bin dolar nedir ki?" İyi de PC'de ve 360 da BEDAVA! Neden yapımcılar Sony'ye bu parayı ödesin ki? PS3'ü alternatifi olmayan vazgeçilemez bir platform falan mı zannediyorlar nedir?

Sony'nin bu duruma cevabı ise beklediğimiz pişkinlikte:

"Sürekli artan kullanıcı kitlemize (O_O) en kaliteli content'i getirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Bu ücret tamamen yapımcılara daha kaliteli bir paylaşım platformu sunabilmek için alınmaktadır. Bu ücretlendirme politikasından herhangi bir değişiklik düşünmüyoruz."

Tabi ki hiç bir hizmetten kaçınmayan ZOMAK sizin için "Sony Decoder"ı açtı, bütün açıklamayı tercüme ettirdi. İşte Sony'nin gerçekte söylemek istedikleri:

"Kötü durumdayız. PS3'ü çok satar zannettik, kendimizi ortamın kralı zannettik ama elimizde konsolumuzla kalakaldık. Başka bir yerlerden para bulmak için çırpınıyoruz. Biz de en başından "Xbox Live paralı, ama PSN parasız olacak" dediğimiz ve sözümüzden dönemediğimiz için kullanıcılar yerine paralı kitle olan yapımcıları sömürmeye karar verdik. DON'T JUDGE ME!"

Sony "kendi elleriyle konsolunun mezarını kazan ilk firma" olarak tarihe geçecek sanırım. Bir-iki ay sonra PSN tam anlamıyla bomboş kalırsa pek şaşırmamak lazım açıkçası. Bu durumda yine olan PS3'sinden demo indiremeyen kullanıcılara olacak elbette...

Kaynak:
Destructoid

15 Mart 2009 Pazar

Capcom RE5 Multiplayer Modlarını Parayla Satıyor (E AMA OHA ARTIK)


Yahu ne zaman bitecek bu oyunların içinde zaten varolması gereken şeyleri parayla satma trendi sorabilir miyim? Bethesda'nın "at zırhı" satmasından sonra bir başladı bu oyuncuları gerizekalı yerine koyma devri, herhalde o zaman hiç DLC yok diye millet aldı bunu, "hah tamam baba, yediler bunu" diyerek verdiler at zırhını, verdiler Chun Li kostümünü be kardeşim! Rockstar'ın GTA 4: Lost and Damned'i 12-15 saatlik içerik ve multiplayer modlar sağlayan mükemmel bir DLC olarak karşımıza çıkınca "hah" demiştim, "bundan sonra belki biraz utanırlar da'DLC' adı altında at zırhı, eşek eğeri satmaya kalkışmazlar". Tabi ki bunun sadece bir hayalden ibaret olduğunu biliyordum da, bu derece bir yüzsüzlük beklememiştim cidden.

En son Capcom'un SF4 için sattığı kostümlerin zaten diskte olduğu anlaşılınca firma ne diyeceğini şaşırmış, burada yazmanın bile gereksiz olduğu klasik yapımcı açıklamalarından birini yapmıştı.
Bundan yaklaşık dört gün önce Resident Evil 4'ün PS3 versiyonunda "Shoot 10 Players in Survival Mode" tarzında Trophy'ler olduğu görülünce oyunun bir Multiplayer modu olacağı ve belirlenen çıkış tarihine yetişmediği için oyuna eklenmediği ve birkaç hafta içinde bedava bir DLC olarak piyasaya sürüleceği düşünldü. Tabi ki oyun basını bu konuda oldukça optimistti: Bir hafta sonra Capcom büyük bir pişkinlikle multiplayer modlarının 5 dolara satılacağını açıkladı.

Diyebilirsiniz ki "5 dolar para mı abi, bence çok normal..." Peki size birşey sorucam: Ne zamandır beri biz oyunların multiplayer kısımlarına para vermeye başladık? Hayır, "harita, oyun modu" nu parayla satmalarını zaten geçtim, ama multiplayer için para ödemek nasıl bir mantıktır? Zaten biz bu oyuna eşek yüküyle para ödemedik mi satın almak için? Hayır, bu sadece bir eleştiri değil, burada çok büyük bir tehlike var arkadaşlar: Eğer bu DLC bir tutarsa, yukarıda verdiğim Bethesda örneğinde olduğu gibi paranın kokusunu alan bütün firmalar Capcom'un peşinden gidecek ve biz ne olduğunu anlamadan satın aldığımız oyunların zaten diskte varolan multiplayer kısımları için para ödemeye başlayacağız!

Bu yüzden çok ama çok rica ediyorum: BU DLC'Yİ NE KADAR MERAK ETSENİZ DE ALMAYIN. Eğer bu DLC yeterli satış rakamı yakalarsa bu bildiğimiz anlamda "oyun satın almak" kavramının sonu olabilir. Kaldı ki durarak ateş ettiğiniz bir oyunun multiplayer'ı ne kadar başarılı olabilir? Tamamen "fanları iyice sağalım" mantığıyla tasarlanmış bir mod gibi geliyor bana. Eğer bu tür şeylere prim vermeye başlarsak bundan bir-iki sene sonra tam 60 dolar ödediğiniz bir oyunda ilk bölümden sonra şöyle bir muameleyle karşılaşacaksınız:

"Level 1 Completed. Please insert 1,99 dollars into your Playstation 4's cash slot to continue. Thank you."


Kaynak:
Kotaku



9 Mart 2009 Pazartesi

Microsoft: "Tek Kırmızı Işık Garantiye Dahil Değil"


Tabi ki bu haberin bizim ülkemizle hiçbir ilgisi yok zira Türkiye'de oturan bir Xbox 360 sahibiyseniz ve konsolunuz bir/iki/üç kırmızı ışık verirse güvenebileceğiniz tek yer aleti satın aldığınız anonim konsol dükkanı (ki zaten paralı, ertesi gün bozulsa bile parasını alıyorlar genelde). Ha bu bilgiyi size neden mi veriyorum? Olur da bir gün Microsoft Türkiye isimli firma Xbox 360'ın Türkiye çıkışını hiç durmadan ertelemeyi bırakıp cesaretini toplayıp aleti resmi olarak ülkeye getirirse nasıl bir muameleye maruz kalacağınızı anlatmak için.

The Consumerist adlı Amerikan tüketici blogunda bir kullanıcının anlattığına göre bu kişi kendine bundan tam bir sene önce bir Xbox 360 almış ve alet yaklaşık bir hafta önce tek kırmızı ışık vererek hayatını sonlandırmış. Bunun üzerine "nasıl olsa genişletilmiş garanti satın almıştım, sorun olmaz" diyerek (genişletilmiş garanti parayla satılıyor ve bir sene daha üç kırmızı ışığınızı bedava tamir ettirmenize yarıyor- nasıl dolandırıcılık ama?) Microsoft teknik servisini aramış. Sorununu anlatmış, onlar da sormuşlar: "Üç kırmızı ışık mı yanıyor?" İşte orada hayatının hatasını yaparak "hayır tek kırmızı ışık" demiş. Ve şu cevabı almış: "Tek kırmızı ışık problemini ne yazık ki garanti karşılamıyor. Garanti sadece üç kırmızı ışık için geçerli. Tek kırmızı ışık probleminin tamir ücreti 99 dolar."

Microsoft burada şunu demek istiyor arkadaşlar:

"Genişletilmiş garanti için para ödemiş olabilirsin ama bu beni ilgilendirmez. Orada yazan antlaşmaya göre sadece "üç kırmızı ışık" problemini tamir ediyoruz. Antlaşmayı yeni üretim Xbox 360'larda "tek ışık" ya da "iki ışık" problemi baş gösterirse diye bu şekilde tasarladık, böylece hem "genişletilmiş garanti" için paranızı alıcaz, sonra "hayır, tek kırmızı ışık problemine para ödemek zorundasınız" diyerek tekrar 99 dolar alıcaz. Böylece sizin cüzdanınız sırf normal bir şekilde oyun oynamak istiyorsunuz diye boşalırken biz de tıpkı Varyemez Amca gibi para dolu havuzumuzda yüzüyor olacağız. Sizin gibi iğrenç tüketiciler anca böyle sağılmayı hakediyor.

Geçen birisi aradı, "tamir edemeyiz" diyince sinirlendi, kapatırken de diğerleri gibi "müşteri memnuniyeti" falan dedi ama... Aman canıııım, hepsi aynı şeyi söylüyor zaten. Anlamını da bilmiyorum, muhtemelen saçma birşeydir. Zaman zaman sağarken huylanıyorlar böyle, alttan almak lazım."

Kutlarım seni Microsoft. Her geçen gün PR dalında güvenilirliğini yitiriyorsun ve insanların senin için ne kadar değersiz olduğunu tekrar tekrar gösteriyorsun bizlere. Hem kendi problemin olan birşeyi tamir etmek için kullanıcılarından "genişletilmiş garanti" adı altında para al, hem de ekstra para aldığın şeyi yapmaktan aciz ol ve saçma sapan bahaneler üret. Bravo, sana da bu yakışır işte.

Yani resmi teknik servis Türkiye'de yok diye çok da üzülmeyin arkadaşlar. Müşterilerine olan tavırlarına bakılırsa çok da birşey kaybetmiyoruz. Zaten Amerika gibi "tüketici her zaman haklıdır" denen bir ülkede bile durum böyleyse, bir de bu teknik servisi aynısını Türkiye'de düşünün...

Ahmet: "İyi günler, benim Xbox 360'ım üç kırmızı ışık verdi de..."

Poğaça yiyen, Xbox 360'ın X'inden anlamayan Melahat Teyze: "Link ışığı yanıyor mu?"

Ahmet: ?!??!?

Kaynak:
Destructoid

Not: Arkadaşlar onbeş tatilden döndüğümden beri inanılmaz yoğunum. O yüzden bir aydır sürekli "günlük güncellemeler başladı başlayacak" diyorum ama hergün daha önemli birşey çıkıyor. Üzerimden yükü attığım zaman hergün güncellemeye başlayacağım bloğu (Nisan başlarına doğru diye tahmin ediyorum). Bloğa hergün hevesle girip haber göremeyenlerden özür dilerim...

5 Mart 2009 Perşembe

EA: Dead Space ve Mirror's Edge Satış Rakamlarına Rağmen Başarılıydı


Farkında mısınız bilmiyorum ama EA çok değişmeye başladı. Önceden sürekli FIFA, NBA, NFL gibi sürekli çuvalla para getiren oyunlar çıkarmak üzerine dönen politikaları resmen mutasyona uğradı. Son olarak EA Europe'un VP'ı Patrick Soderlund'ın Gamasutraya verdiği bir röportajda "yeni IP'lerimiz çok para getirmese bile arkalarındayız" açıklaması gerçekten artık para kovası serilerden elde ettikleri geliri satıp satmayacağı yüzde yüz olmayan yeni IP'lere yatırarak oyuncuya ve oyun kültürünü geliştirmeye yönelik adımlar atan bir firma olduğunu kanıtladılar. Gerçi belki de bunca senenin günahını çıkartıyorlardır, hiçbir fikrim yok açıkçası.

"Her ikisi de yeni IP ve sonuçta yeni IP'lerle inanılmaz yüksek satış rakamları yakalamak oldukça zor, özellikle "2008'in üçüncü çeyreği" penceresinden bakarsak o dönem piyasaya Gears of War 2, Call of Duty 5 gibi birçok güçlü ve üzerinde 3, 4, 5 yazan oyunlar çıktı. Aslında zamanlamayı daha iyi tutturabilseydik belki daha iyi satış oranları yakalayabilirdik. Mirror's Edge konusuna gelirsek: Mükemmel miydi? Kesinlikle hayır. Serinin diğer oyunlarında düzelteceğimiz sorunlar var mı? Evet. Peki iyi bir deneme miydi? Kesinlikle! İşte ben bu olaya böyle bakıyorum."

Birgün bunu diyeceğim aklıma gelmezdi, ama bravo EA. Özellikle Soderlund gibi vizyonu geniş, oyuncunun kalbini kazanmanın para kazanmakla aynı şey olmadığını ve çok daha değerli olduğunu anlamış yöneticiler sayesinde oyun sektörünü geliştirme yönünde çok büyük adımlar atıyorlar.

Son üç-dört yıldır sektördeki değişmeleri farkediyor musunuz? Önceden oyuncuyu zerre düşünmeden her sene sırf para için birbirinin aynısı oyunlar çıkaran EA şu anda oyuncuları her açıdan kendine çekerken, bir dönemin "user base" manyağı ve kullanıcılar ne derse yapan Nintendo tam anlamıyla "paraya ruhunu satmış durumda." Bütün bu gelişmelerin ardından bir on sene sonra neler olacağını tahmin etmek gerçekten imkansız gibi birşey. Herhalde Gameboy zamanında hiçkimse Nintendo'nun bir gün para delisi olacağını hiç kimse tahmin edemezdi, bir zamanlar o kadar kullanıcılarına bağlı bir firmaydı ki... Bütün user base'ini yiyip bitirene kadar.

Aynı şey Lucas Arts için de geçerli. Sırf lore'da God of War gibi bir karakter yaratmak ve üç kuruş para kazanmak için resmen Force ile dalga geçen, bütün evrenin içine eden, Stormtrooper'ların ve AT&ST'lerin Force kullandığı "Force Unleashed"i çıkardı ve oyuncuların gözünde bayağı bir değer kaybetti. Tamam, Lucas daha önceden para kazanmak için buna benzer şeyler yapmıştı ama hiçbirinde kendilerinin yarattığı bir evrene bu derece saygısızlık etmemişlerdi. Gerçekten yazık, para kazanma hırsı evrenlerinin kurallarını tamamen aşan ve evrenin bütün mantığını yerle bir eden bir oyun bile çıkarttırıyor insanlara demek ki.

Neyse, Lucas'ı, Nintendo'yu geçelim de iyi habere geri dönelim: görünüşe göre "oyuncunun yanında" olan firmalara Valve'dan sonra EA'de eklendi. Umarım bu yöndeki adımlarını istikrarlı bir şekilde devam ettirirler ve "çok para kaybettik" diye bu plandan kısa vadede vazgeçmezler.

Bir de oyunların DLC'lerini Valve gibi bedava yapsalar harika olur cidden. Neyse, bir an düşündüm de, şansımızı çok zorlamayalım aslında, bu kadarı bile çok iyi :)

Kaynak:
Destructoid


Not: Aslında bu 5 Mart'ın yazısıydı ama geceyi geçtiği için vakit 6 Mart'ın oldu. Kısmet işte.

3 Mart 2009 Salı

Günün Konusu: Zor Dediğiniz Oyunlar Gerçekten "Zor" Mu?


Hatırlar mısınız bilmem, bir zamanlar oyunların gerçekten zor olduğu bir dönem vardı. Prince of Persia'da 60 dakika içinde oyunu geçemediğiniz taktirde oyunun bittiği, Doom'da son bölümlere doğru altı tane Hellknight'la karşılaşmamız ve deli gibi taktik yapmak zorunda kaldığımız, Duke Nukem 3D'de, Hard'ı geçtim, normal modda oyunu bitirmek için sırtımızdan ter akıttığımız bir dönemdi. Gerçekten zordu bu oyunlar, buna bir lafım yok. Sadece Prince of Persia hiçbir zaman sırf oyunda yanlış bir yere bastınız diye "artık 5 dakikan kaldı, yandın" demedi, Doom hiçbir zaman sırf ölmedik diye üzerimize fazladan yaratık göndermedi veya Duke Nukem 3D'de hiçbir yerde asla göremeyeceğimiz mayınlar yoktu. Bu oyunlar "zordu", ama belli kurallar çerçevesinde oyuncuyu zorlarlardı.

Bütün bunları neden mi anlatıyorum?

Şimdi herkesin "çok zor, hayatta geçemezsin, kesin öldün, çok yetenek gerekli" dediği Call of Duty 4 - Veteran moduna bakalım bir de: Bölüme başlıyorsunuz, başlar başlamaz ekranınız kıpkırmızı oluyor kurşun yemekten. Burada garip birşey yok, en zor mod sonuçta. Hemen en yakın sipere koşuyorsunuz, bomba göstergesi çıkıyor ekranda, hem de dibinizde! "Lan, BOMBA!" diyip başka sipere doğru koşmaya başlıyorsunuz, arada vuruluyorsunuz tabi ki, sipere tam kafanızı sokuyorsunuz, tekrar bomba göstergesi çıkıyor, hem de bu sefer üç tane bomba! Başka sipere koşup, bomba gelene kadar ateş edip bomba gelince başka sipere koşmak ve bu işlemi tekrar etmek, bu gerçekten "zorluk" mu? Bir kere bunun neresinde taktik uygulayabilirsiniz, nerede "dikkatli" davranabilirsiniz, "ölmemenizin" hiçbir yolu yok ki? Sürekli ama sürekli yüzlerce bomba yağıyor, e zaten siperden sipere koşarken zaten vuruluyorsunuz, tam bir gıdım canınızla bir yere yatıyorsunuz üç tane daha bomba geliyor, NE YAPABİLİRSİNİZ Kİ? ÜÇ TANE DAHA! Zaten deği bir bombayla, bir kurşunla ölecekken yüzbinlerce bomba yağdırmasının anlamı nedir oyunun? Üstelik bomba sayısı düşman sayısını kat be kat geçiyor, yani her düşmanda 8-9 tane bomba var öyle mi? Ayrıca nedense hiçbirini bomba atarken görmüyoruz, bomba atsalar belki o sırada vuracağız, ama bombalar mütemadiyen havadan yağıyor, bir kaynaktan gelmiyor ki?

Ben size birşey söyliyeyim mi? BU UCUZLUKTUR VE HİLECİLİKTİR. PROGRAMLAMA TEMBELLİĞİDİR. Kullanıcıya "oturup adam gibi "hard mode" yapamadık, bununla yetineceksiniz" demekten başka birşey değildir. Bir kere adil değildir, ZOR FALAN HİÇ DEĞİLDİR. Bu oyunlarda sürekli ölüyorsanız suçu kendinizde aramayın. Suç oyuna adam gibi zorluk seviyesi eklemeyen yapımcılarda. Bu kadar basit.

"Peki Shark, adam gibi zorluk seviyesi nedir abi?" diyeceksiniz, biliyorum. Bu aralar 2006 yılında çıkmış "Resistance: Fall of Man"i oynuyorum. Oyun COD 4 ile KARŞILAŞTIRILAMAZ, COD 4 çok çok daha iyi. Ama oyunun COD 4'den ve birçok shooter'dan çok daha iyi yaptığı birşey var: Zorluk seviyesine göre düşman sayısını/tipini değiştirmesi. Bu şekilde daha alt zorluk seviyelerinde daha az taktik yapmak zorunda kalırken, Hard mod'da çok daaha dikkatli oynamak gerekiyor. E zaten "Hard mode" kavramının mantığı bu değil midir? Hard Mode "asla kurtulamayacağınız bir bomba yağmurunun altında kalmak" değildir ki? Oyuncuyu daha dikkatli oynamaya ve taktik yapmaya zorlamaktır. 3 saniyede bir ölmesini garantilemek değildir. Bu tip oyun, "hileci" oyundur.

Böyle ucuz yöntemlere başvuran yalnızca COD 4 değil elbette. COD bir örnek sadece. Siz sadece yakın dövüş yapabilirken sürekli üzerinize oklar yağdıran düşmanlar gönderen Ninja Gaiden 2 veya oyuncunun sağlığını azaltmak yerine düşmanın sağlığını arttıran, böylece hem vuruş hissinin canına okuyan hem de üzerine üç şarjör boşaltmanıza, üstelik kafadan vurmanıza rağmen ölmeyen düşmanlar yüzünden sinirlenmenize yol açan Half Life 2 (kendinizi kurşun yerine plastik top atıyormuş gibi hissediyorsunuz. E zaten FPS oyunlarının amacı sizi kahraman gibi hissettirmek değil mi? Ne ki bu şimdi? Yine programcı tembelliği, minimum eforla Hard mode tasarlamaya çalışmışlar) bu duruma örnek oyunlar.

Bunu yazmama asıl sebep olan ne Resistance ne COD4 oldu. Bugün Killzone 2 elime ulaştı ve "Hard" seviyesinin "düşmanların sağlığını yükselt, oyuncunun sağlığını düşür" mantığında olduğunu gördüm. Hadi şimdi headshot atılıyor ve "vuruş hissi" hissedilebiliyor, ama en üst zorluk seviyesinde "güçlü olma" hissinin tamamen kaybolacağını düşünüyorum. Düşmanın 10 saatte, oyuncunun ise 3 saniyede ölmesinin eğlenceli yanı nedir acaba sorabilir miyim? Kendimizi "güçsüz" hissetmenin bizi eğlendirdiğini düşünüyorsanız FPS'lerin Almanca ismi çok şey anlatıyor bence size: "Ego-Shooter."

Günümüz oyun yapımcıları normal zorluk seviyesini "çok kolay zorluk seviyesi" olarak algıladıkları gibi, "zor"u da "oyunun oyuncuyu alt etmek için hile yapması" olarak algılıyorlar sanırım. Resistance: Fall of Man'in diğer yanları gayet vasat olmasına rağmen sırf bunu doğru tutturduklar için Insomniac'ı tebrik ediyorum, zor kavramının gerçekte ne olduğunu bize hatırlattıkları için.

Bu zorluk seviyelerinden keyif alıyor musunuz? "Zorluk" konsepti sizce nasıl olmalı? Günümüzdeki "zorluk" anlayışı ne kadar doğru? Lütfen bu konuyla ilgili fikirlerinizi bana yazın zira diğer oyuncuların benimle aynı rahatsızlığı paylaşıp paylaşmadıklarını merak ediyorum.

Not: Bu hafta üç gün boyunca hiçbirşey yazamadım zira daha önceden hiç olmayan birşey başıma geldi: Haber kıtlığı. Üç gündür paso çöp haberler var ve adam gibi haber bulamadım, dolayısıyla bu hafta böyle oldu.

27 Şubat 2009 Cuma

BBFC Oyunlardaki Küfürü ve Seks Sahnelerini Eleştirdi (Ama Nasıl Eleştirdi)


Hah, bu da oldu tam olduk. Oyunlara yapıştırılan her türlü damgadan sonra şimdi de "oyunlarda çok fazla seks sahnesi ve aşırı küfür olduğu" eleştiriliyor. Bu konuyu ortaya atan da BBFC, kendileri İngiltere'de filmleri yaş gruplarına göre ayıran ve yıllardır oyunlara da aynı şeyi yapmak için çaba sarfeden bir organizasyon, bütün medyayı bunlar yönetiyor neredeyse. Bu iddiayı ortaya atan BBFC üyesi Sue Clark'ın iddiası hakikaten çok ilginç. Özellikle "küfür" kısmında oyunları yere vurup filmleri aklamaya çalışmasına bayılacaksınız.

"Genel olarak bilgisayar oyunlarında seks aktivileri vahşet kadar popüler değil, ancak gün geçtikçe artıyor."

Gün geçtikçe artıyor mu? Yahu birşey sorucam, bu kadın/bayan/herneyse bizimle aynı oyunları mı oynuyor? Yoksa bizim bilmediğimiz çok sapık, her türlü pis işin yapıldığı başka bir oyun dünyası falan mı var? Hemen aklıma gelen, içinde "cinsel ilişki" içeren oyunları sayayım: Mass Effect, God of War (ki çok üstü kapalı) ve Fahrenheit. Kaldı ki kadını duyan bu oyunların pornografik öğeler içerdiğini sanır. Yahu bu oyunlarda sadece erotizm vardı, üstelik bunların hepsi Mature ya da +18 sınırlaması olan oyunlar (Fahrenheit +16'ydı biliyorum ama yuh, 16 yaşında biri için bu tür şeyler çok normal. 5 yaşında çocuk değiller ki?). Yani bu oyunlarda gördüğümüz göreceğimiz gayet normal, insan gibi seksti (God of War belki biraz aşırıya kaçmıştı ama onda da direk gösterilmiyordu zaten Fahrenheit ya da Mass Effect'de olduğu gibi). Bu oyunların gösterdiği seksten çocukların etkileneceğini sanmıyorum, yahu ZATEN BU OYUNLAR YETİŞKİNLER İÇİN BE ABİ! ÇOCUKLAR GÖRMESİN DİYE HAYATIN İÇİNDE YOK MU SAYALIM BUNU? EN BAŞINDAN YETİŞKİNLER İÇİN TASARLANMIŞ BİR OYUNDAN NEDEN "ÇOCUKLARI ETKİLEMESİN" DİYE SEKS SAHNESİ ÇIKARALIM Kİ? NEDİR BUNUN MANTIĞI? Sonuçta sekste hayatın bir parçası değil mi? Bu durum yalnızca bilgisayar oyunlarını "çocuk oyunu" olarak gören, zerre anlamaya çalışmayan bir kitlenin ürünü. Bilgisayar oyunlarının her geçen gün yetişkinlere daha çok hitap ettiğini, gerçek hayatta olan biten duygulara daha çok önem verdiğini asla anlayamayacak, at gözlüklü, kulaklarından örümcek fışkıran bir kitle.

Aynı zamanda Clark'ın verdiği akıllara zarar, Destructoid'in de deli gibi dalga geçtiği, "oyunlarda küfür edilmesine laf edeyim ama filmleri de koruyayım" zihniyetinin ürünü şu iddia var:

"Bir filmi izlerken küfürlü bir sahneyi sadece bir kere izlersiniz. Ancak oyunlarda o sahneyi tekrar tekrar oynayıp o küfrü tekrar duyabiliyorsunuz."

O_O

Ben buradan şunu anlıyorum arkadaşlar, farklı birşey anlayan varsa söylesin: SUE CLARK, 1970'LERDEN BERİ GÜN IŞIĞI ALMAYAN BİR MAĞARADA, TELEVİZYONSUZ, TELEFONSUZ YAŞIYOR VE BİLGİSAYARIN NE OLDUĞUNDAN HABERİ OLMADIĞI İÇİN DAKTİLO İLE YAZILARINI YAZIYOR. DVD, BLU-RAY, DIVX VS. GİBİ ŞEYLERİ ZATEN GEÇTİM, VHS VE BETAMAX GİBİ MEDYALAR ARACILIĞIYLA FİLMLERİN GERİ ALINIP YAZILABİLDİĞİNDEN HABERİ YOK, BÖYLE BİR ÇAĞ GÖRMEMİŞ. FİLMERİ HALA SADECE SİNEMADA İZLENİYOR ZANNEDİYOR. OYUNLARDAN NASIL HABERDAR OLDUĞU KONUSUNDA ZERRE FİKRİM YOK.

Ya da IQ -50.

Başka bir açıklama bulamıyorum sayın okurlar, nutkum tutulmuş durumda. Böyle birşey olmadı, yaşanmadı, böyle bir kadın yok. Yok evet, inanmıyorum ben. Propoganda bunlar, komplo.

Kaynak:
Destructoid